
Derken kuralar çekildi, maç saatleri belirlendi. Maçlar hafta içi öğleden sonra mesai saatlerinde oynanacaktı. Masa, spor salonunda olduğundan maçlara kamuflajla değil, spor kıyafetle katılmak gerekiyordu. Mesai saatlerinde yanlarında çalıştığımız komutanlardan gerekli izinler alındı. Spor kıyafetler hazırlandı ve spor salonunun yolu tutuldu. O gün işim uzadığından ve benim maçım günün son maçı olduğundan ben salona geldiğimde turnuva başlamıştı. Askerlerle komutanları spor kıyafetler içerisinde gerginlikten, bağırış çağırıştan uzak eğlenirken görünce askerlikte sosyal faaliyetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Rahat oynayamayız diye düşünüyordum ama ortamı görünce bunun yersiz bir önyargı olduğunu anladım.
Fazla ısınma imkanı bulamadan ilk maçıma çıktım. Rakibim, bilgisayar işlerinde sıkça yardımcı olduğumdan beni tanıyan ve seven bir binbaşıydı. Maçta rahat olmamı sağlayan bir başka etken de buydu sanırım. Set vermeden 3-0 kazandığım bu maç, beni çeyrek finale taşıdı. Bu, iki gün sonra yine öğleden sonra mesai yapmak yerine, masa tenisi oynayarak keyifli bir gün geçirmek anlamına geliyordu. Ama az daha bana pahalıya patlıyordu bu galibiyet. Maçtan sonra okul binasında kitap tercümesi yaptığım odaya döndüğümde mağlup ettiğim binbaşı, yanında çalıştığım yüzbaşıya kalınca bir kitap getirmiş, ellerindeki kitap bitince buna başlarlar artık diyordu. Neyse ki şaka yapıyordu. Ben de 2 gün sonra oynayacağım çeyrek final maçındaki rakibimi beklemeye başlamıştım.
Askerde Güzel Bir Hafta #2
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder