Çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2009 Pazartesi

CASIO F-91W

Bizim kuşaktan olan her erkek en az iki kere almıştır bu saati. ilki ilkokul ya da ortaokul yıllarına ikincisi ise "en büyük asker bizim asker" yıllarına denk düşer.

Benim de ilkokul yıllarımda edindiğim ilk Casio F91W saatim orijinaldi. Kaç yıl taktım hatırlamıyorum bile. Kullanımı kolay olduğu için mi yoksa ülke çapında çığ gibi büyüyen bir sürü psikolojisinin etkisiyle mi bilmiyorum ama zaten o yıllarda herkesin kolunda bu saat vardı. Hayır dışarıdan birini getirsek saati de okul üniformasının bir parçası zannederdi yani o derece. Kim bilir kaç okulda kronometreyi en çok kim 00'da durdurcak müsabakaları yaşandı o dönem. Tahta sıraların dili olsa da anlatsa. Neyse efendim gel zaman git zaman hain teknoloji bu saatin de canına ot tıkamaya başladı. Etrafta uzaktan kumanda işlevi de gören kocaman kırmızı düğmeli saatiyle artislik atan tipler türedi. Sonra Casio F91W saatli çocukların sayısı teker teker azalmaya başladı. Ben de zamana direnemeyip lise yıllarında kendime analog bir saat aldım.

Ama askerlik yaşı gelip çattığında Casio F91W'nun intikamı acı olmuştu. Bir de baktım ki bizim emektar meğerse aynı zamanda asker saatiymiş. Evde fellik fellik aramaya başladım kendisini ama öğrendim ki benim emektarı askere giderken abim götürmüş, ordan birine verip dönüşte de getirmemiş. Ben de çaresiz nasılsa askerlik kısa dönem deyip bir adet çakma Casio F91W edindim. Edindim ama edinmez olaydım. 155 günlük askerliği zor çıkarttı meret. Arada bir ekrandaki görüntü giderdi de gıcık olurdum. Sonra işaret parmağımın tırnağıyla ekrana tıklatırdım birkaç defa. görüntü gelirdi gelmesine ama saat görüntünün gittiği zamanda kalmış olurdu. Tekrar millete sor, saat ayarla. Diyeceğim o ki siz siz olun askerlik kısa dönem diyip çakmasını almayın alacaksanız da bildiğiniz yerden alın. Ha bir de CASIQ mevzusu var ki ona hiç girmiyorum.

5 Temmuz 2009 Pazar

80'lerin Sonunda 90'ların Başında Çocuk Olmak


Bununla ilgili olarak ekşi sözlüğe birşeyler yazmıştım. Ama blog için daha kapsamlı bir yazı yazmaya karar verdim. Öncelikle 80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmak ortak bir kültüre sahip son kuşak olmaktır bana göre. Şimdiki çocuklar televizyon ve bilgisayarın da etkisiyle çok farklı şeyler izleyebiliyor, çok farklı oyunlar oynayabiliyor ve çok farklı müzikler dinleyebiliyor. Oysa biz sokağa çıkıp aynı oyunları oynayan eve gelip aynı programları izleyen aynı şarkıları dinleyen belki de son çocuklardık. Nasıl bir şeydi peki bu dönemde çocuk olmak?
  • Gazoz kapağı, taso, futbolcu kartı biriktirmek.
  • Meşe oynamak.
  • Sandalyelerden kale yapıp mekanik adamlara maç yaptırmak (Çocukluk yıllarımdaki en favori oyunumdu, bir tek ben yapıyorum zannederdim ama sonra çocukluğunda bunu yapan birçok kişi ile tanıştım).
  • Mahalle maçı kavramını, orta kafa gol, gol atan kaleye, 9 aylık gibi oyunları bilmek, kaleci oyuncu var mı ve adamın gol diyo laflarına aşina olmak.
  • İzmirliler için mavi troleybüsleri ve o troleybüslerle yolda kalmayı hatırlamak.
  • Arkadaşın evinde kara kutuyu ilk kez görüp hayran kalmak.
  • Kendi kara kutunu alınca sayısız joystick kırmak pes edip kırık joystickle oynamaya başlamak
  • Tsubasa'yı izlemek için sabahın köründe kalkmak.
  • Gi joe oyuncağını kıran komşunun çocuğuna gıcık olmak.
  • He-man kılıcı bulmak için anneye bütün çarşıyı gezdirmek.
  • Abiyle koridorda 5'te devre 10'da biter maç yapmak.
  • Sayıları, harfleri, okumayı Susam Sokağı'ndan öğrenmek.
  • Sinemayı Parliament Sinema Kulübü'nün sunduğu pazar gecesi sineması ile sevmek.
  • Süper Baba'yı izlemek için Cuma akşamlarını iple çekmek.
  • Uğur Mumcu'nun öldüğü günü asla unutmamak.
  • Gökhan Semiz'in ardından göz yaşı dökmek.
  • Milliyet'in verdiği kartondan evleri yapmak için saatlerce uğraşmak bitirince de evleri salondaki büfenin üzerine dizmek.
  • Pembe panter ya da kızma birader gibi gazetelerin verdiği karton oyunları oynamak
  • Solo Test'in müptelası olmak
  • Çeneyi dışarı çıkarıp yukarı doğru üfleyip saçları hareket ettirerek Naim Süleynanoğlu taklidi yapmak.
  • Mahalleden arkadaşlarla para biriktirip kames almak. Topu pardon kamesi alırken yumurta mı diye kontrol etmek.
  • Saklambaç, muçi, dansa davet, seksek, ortada sıçan, istop, yerden yüksek, köşe kapmaca, yedi kiremit oynamak.
  • Temelini Hadi Anlat Bakalım'dan alan bir nesil olarak iyi Tabu oynamak.
  • Yabancı müziği dünyanın en ünlü adamı Michael Jackson ile tanıyıp, onun öldüğü gün çocukluğunla arandaki önemli bir bağın koptuğunu hissetmek.
  • Lambada ve Macarena danslarına hakim olup, Michael Jackson gibi dans etmeye çalışmak ve genelde başarısızlıkla sonuçlanan moon walk taklitleri yapmak.
  • Çitos, Panço ve Tombi yemek.
  • Siyasetçileri plastip şovla tanımak.
  • BBG deyince Bir Başka Gece'den başkasını tanımamak.
  • Uçurtma yapmak, evin balkonundan mahalledeki arkadaşlara tüf tüf atmak.
  • Hugo'yu en basit haliyle sevmek ve canlı yayında Hugo'ya küfreden çocuk efsanesine inanmak (Böyle bir şey var mı yok mu? Artık açıklığa kavuşturalım ya).
  • Özel televizyonların açılmasına şahit olmak ve bununla birlikte evde kanal değiştirme görevini üstlenmek (Allah uzaktan kumandayı icat edenlerden razı olsun).
  • Yine İzmirliler için Fuar'a gidip bütün araba reyonlarından araba resimleri toplamak.
  • Pizza sevgisini Ninja Kaplumabağalar'dan almak.
  • Yerli malı haftasını kutlamak.
  • Teletext'i büyük bir devrim olarak görüp, en saçma sayfaları bile okumak.
Aslında daha gider bu da, biz kapanışı şöyle yapalım.

Gün güneşli, insanlar neşeli
Sen de gel oyna Susam Sokağı'nda
Dostluk ve sevgi sarıyor heryeri
Gel katıl bize, verelim elele

Sev dünyayı, açılır her kapı
İşte Susam Sokağı

2 Temmuz 2009 Perşembe

Susam Sokağı

Televizyonun eğitici ve öğretici bir yanının da olabileceğini gösteren belki de son programdı Susam Sokağı. Okula başlamadan okumayı öğrenmemi sağlamıştı. Edi ve Büdüsüyle, Kurabiye Canavarı'yla, Minik Kuş'uyla Susam Sokağı'nın benim gibi 80'li yılların ortalarında doğanların gönlünde apayrı bir yeri vardır. Hatta bu yıllarda doğan beş kişiyi yoldan çevirsek rahatlıkla açılış şarkısını koro halinde söyleyebilirler. Şimdiki çocuklar için ise benzer kalitede bir yapımın bulunmaması üzücü.

28 Haziran 2009 Pazar

King of Pop

Çocukluğu 80'lerin sonu ve 90'ların başında geçen biri olarak yabancı müziği Michael Jackson'la tanımıştım. Abimin alıp getirdiği Bad, evimize giren ilk kasetti. Resimlerini, yazılarını en ince detayına kadar ezberlemiştim albüm kapağının. Şarkıları ise uydurma sözlerle (tenekeci bok ye) de olsa ezberliyordum. Derken Dangerous albümü çıktı, albümün hem kasetini hem de CD'sini almıştık. Nasıl bir hayranlıksa artık bu. Onun şarkılarını söylüyorduk, onun gibi dans etmeye çalışıp, moon walk'u taklit etmeyi deniyorduk. 80'lerin sonu, 90'ların başıydı ve biz çocuktuk. Sanırım çocukluğumuzla aramızdaki en önemli bağlardan biri koptu 25 Haziran gecesi.

9 Kasım 2008 Pazar

Zıpır Bilmeceler

Çocukluğu 90'ların başına gelenlerin aşina olduğu bilmecelerdir. En sık görülen versiyonları ".... 10'a ne denir?" şeklindedir. Örneklendirmek gerekirse:

SORU: Tuvaletteki 10'a ne denir?
CEVAP: Sif-on
Erken yaşlarda karşılaşılırsa travmayı atlatmak daha kolay olur. Ancak belli bir yaştan sonra bünyede kalıcı hasar bırakabilir. Bu arada örnekte verdiğim soru Yalvaç Ural’ın zıpır bilmeceleri hazırladığı mekan hakkında da ipuçları vermektedir.

Blog Widget by LinkWithin