Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2009 Pazar

Efsane Goller #16

Serinin 16. golü kariyerinin büyük bölümünü Türkiye'de geçiren Bosna'lı golcü Elvir Bolic'ten.

Tarih 30 Ekim 1996. Avrupa Kupaları'nda 40 yıldır sahasında maç kaybetmeyen bir başka deyişle o güne kadar evinde hiçbir Avrupa Kupası maçında yenilgi yüzü görmeyen İngilizlerin efsanevi takımı Manchester United, evinde Şampiyonlar Ligi'ne ilk kez katılan Fenerbahçe'yi konuk ediyor. 3 yıl önce Galatasaray'a karşı beraberliği zor kurtaran rövanşta da turu verip Şampiyonlar Ligi'nin kapısından dönen İngilizler bu kez daha temkinli.

Maça kontrollü başlıyorlar. Karşılıklı ataklarla geçen maçta 78. dakikaya geliniyor. Kontraatakta top sol taraftaki Bolic'e atılıyor. Topla birlikte ilerleyen Bolic rakibi May'in üstüne üstüne gidiyor ve ceza sahasına girmeden topu sağa çekip vuruyor. May'e çarpan top havalanıp, kaleci Schmeichel'ın üstünden geçip ağları buluyor. Herkes golden sonra İngilizler'in yoğun bir baskı kurmasını beklerken Fenerbahçe'nin Kostadinov'la bir topu da direkten dönüyor.

Sonuçta Fenerbahçe maçı 1-0 kazanarak yalnızca Manchester United'a Avrupa Kupalar'ında evindeki ilk yenilgisini tattırmakla kalmıyor, aynı zamanda bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk deplasman galibiyetini de almış oluyor.


Efsane Goller Yazı Dizisi

19 Eylül 2009 Cumartesi

Biz Yokken Neler Oldu

Milli takım Kayseri'de Estonya'yı zorlanarak yenerken, Bosna deplasmanında Dünya Kupası ümitlerimizi tüketti. Olur da Bosna hem Estonya hem de İspanya maçlarında puan kaybeder, biz de hem Belçika deplasmanında hem de Ermenistan maçında kazanırsak ve bütün bunlar olurken en kötü grup ikincisi olmamayı başarabilirsek bu iş olacak. Bu iş olacak dediğim şey baraj maçı oynayacak olmamız. Yani bu kadar zor ihtimalin gerçekleşmesi halinde bile bizi oldukça zorlu 2 maç bekliyor olacak. Neyse kıscası artık bu iş çok zor ve bunu söylemek bile insanı kahrediyor.

Fenerbahçe ve Galatasaray ligde 5'te 5 yaptılar. Savunmasındaki zaaflara rağmen Galatasaray daha bir sağlam adımlar atıyor sanki. Bu sezon ligin bu ikili arasında geçeceği git gide belirginleşiyor.

ABD Açık'ta Kim Clijsters çocuk da yaparım kariyer de dedi. Benim açımdan ise önemli olan Wozniacki'nin finale çıkmasıydı. Güzelliğine ve stiline hayran olduğum Wozniacki'den bu kadar çabuk bir Grand Slam finali beklemiyordum. Bu beni çok sevindirdi. Erkeklerde ise Del Potro Federer'in hanedanına son vererek büyük bir başarıya imza attı.

12 Dev Adam'a daha sonra ayrıntılı olarak değineceğim. Şimdilik söyleyebileceğim ise çok üzgün olduğum. Gerçekten çok yazık oldu.

Beşiktaş, iyi bir Beşiktaş olsa yenebileceği bir Manchester United'a 1-0 mağlup oldu. Galatasaray gruptaki en zor maçını çok kolay kazandı. Fenerbahçe ise hiç istenmeyen bir başlangıç yaptı.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Efsane Goller #14

Serinin 14. golü şimdilerin yorumcusu, bir dönemin vazgeçilmez sol beki Hakan Ünsal'dan.

Tarih 27 Eylül 2000. Galatasaray Şampiyonlar Ligi grup maçında Tugay'lı Glasgow Rangers'ı konuk ediyor. Golsüz biten ilk yarının ardında ikinci yarının başında Bülent Akın ev sahibi ekibi 1-0 öne geçiriyor. Çok geçmeden Hakan Ünsal yaklaşık 30 metreden sol ayağının dışıyla öyle bir vuruyor ki ortaya gidecek gibi olan top son anda falso alıp kalecinin üzerinden sol köşeye gidiyor. Bu muhteşem golün ardından Jardel'le 3-0'ı yakalayan Galatasaray son dakikalarda yediği 2 gole rağmen maçı 3-2 kazanmayı başarıyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

1 Eylül 2009 Salı

Efsane Goller #13

Serinin 13. golü şu sıralar eski günlerini aratan Brezilyalı yıldız Ronaldinho'dan.

Tarih 8 Mart 2005. Chelsea, deplasmanda 2-1 yenildiği Barcelona'yı Stamford Bridge'de konuk ediyor. Turu geçen taraf Şampiyonlar Ligi'nde adını çeyrek finale yazdıracak. Eşleşme birçok otoriteye göre erken final. Ben de baştan söylemeliyim ki Stamford Bridge'deki bu maç hayatımda izlediğim en zevkli maçlar listesine rahatlıkla üst sıralardan girer. Chelsea maça fırtına gibi giriyor. 19. dakika Gudjohnsen, Lampard ve Duff'un golleriyle 3-0 Chelsea üstünlüğüyle geçiliyor. Barcelona'yı 1994 Şampiyonlar Ligi Finali'nden beri ilk kez bu kadar çaresiz görüyorum. Ama Ronaldinho'nun pes etmeye niyeti yok. 27. dakikada penaltıdan farkı 2'ye indiren Ronaldinho 38. dakikada ise ceza yayının ordan ölçüyor tartıyor vurucakmış gibi yapıp vazgeçiyor, en sonunda da öyle bir vuruyor ki, topun aldığı falso karşısında çaresiz kalan dönemin en iyi kalecisi Petr Cech ağlara giden topu seyretmek zorunda kalıyor. Bu enfes gol tur için ibreyi Barca'ya çevirse de Terry 76. dakikada bulduğu kafa golüyle gemisini kurtaran kaptan oluyor ve maçı 4-2 kazanan Chelsea adını çeyrek finale yazdırıyor.

Başta da dediğim gibi hayatım boyunca unutmayacağım bir maç. Şampiyonlar Ligi'nin dünya futbolunun zirvesi olduğunun kanlı canlı kanıtı olan bir maç. Bu maçtan sonra Chelsea ve Barcelona birkaç kez daha eşleşti, hepsi de çok zevkli maçlar oldu ama hiçbiri bu maç kadar unutulmaz ve futbol açısından doyurucu olamadı.



Efsane Goller Yazı Dizisi

28 Ağustos 2009 Cuma

Efsane Goller #11

Serinin 11. golü tüm zamanların en iyi futbolcularından biri olan Cezayir asıllı Fransız yıldız Zinedine Zidane'dan.

Tarih 15 Mayıs 2002. Real Madrid, Şampiyonlar Ligi finalinde sezonun flaş ekibi Bayer Leverkusen'le karşılaşıyor. Bu maçın bizim açımızdan önemli tarafı bir Türk'ün (Yıldıray Baştürk) oynadığı ilk (ve halen tek) Şampiyonlar Ligi finali olması. Hal böyle olunca Bayer Leverkusen'e destek veriliyor.

Karşılıklı atılan gollerle (Raul ve Lucio) ilk yarı 1-1 bitecek derken sol taraftan atağa destek veren Roberto Carlos, ceza sahası çizgisinin üzerinde bulunan Zidane'a ortalıyor. Ancak Carlos, topu o kadar yukarı dikiyor ki Zidane'ın topa vurmadan önce sol ayağını hazırlayışını bile rahatlıkla izleyebiliyoruz. Zidane sol ayağını hazırlayıp nefis bir voleyle Real Madrid'i 2-1 öne geçiriyor. Maçın sonucunu belirlleyen bu gol Zidane'a kariyerinin ilk Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu getiriyor. Fotoğrafta arka planda yer alan Ballack ise ileride 3 büyük final daha kaybedecek.

Bu golü canlı izleme fırsatım olmamıştı. Zira maçın oynandığı gün çocuk yaşta girip 7 yılımı geçirdiğim, denize sıfır okulumda (60. Yıl Anadolu Lisesi) kep törenim vardı. Ertesi gün maçı izlediğimde ise her ne kadar Yıldıray için üzülsem de Zidane'a da helal olsun, yakışır sana demeyi ihmal etmedim.



Efsane Goller Yazı Dizisi

27 Ağustos 2009 Perşembe

Efsane Goller #10

Serinin 10. golü bir başka büyük 10 numara olan Fenerbahçe'nin Brezilyalı yıldızı Alex'ten.

Tarih 12 Aralık 2007. Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nde grubun son maçında bir önceki yılın UEFA kupası ve Rus Ligi şampiyonu CSKA Moskova'yı ağırlıyor. Fenerbahçe kazanması halinde tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkmayı başaracak.

Maçın 30. dakikasında CSKA Moskova sol taraftan Caner'le geliyor. Caner'in yaptığı ortayı o yılın sabıkalı ismi Edu, ters bir vuruşla Fenerbahçe ağlarına gönderiyor. Tam moraller alt üst olmuşken sahneye Alex çıkıyor. Savunmadan seken topu kontrol edip ceza sahası dışından sol ayağıyla topu 90 diye tabir ettiğimiz bölgeye gönderiyor (Bu tabiri de hep kullanmak istemişimdir). İlk yarı bitmeden, o yılın Şampiyonlar Ligi asist kralı Alex, bu kez önce Semih'le verkaça giriyor, ardından da Uğur'a al da at diyor ve Fenerbahçe 2-1 öne geçiyor. 2. yarıda Uğur'la bir gol daha bulan Fenerbahçe maçı 3-1 kazanarak Şampiyonlar Ligi'nde tur atlıyor.

Bu golün gönlümdeki yeri ayrı. Hem çok kritik bir gol olduğu için hem de stadyumda canlı canlı izleme fırsatı bulduğum için.



Efsane Goller Yazı Dizisi

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Platini Şansı

Yarın Şampiyonlar Ligi kuraları çekilecek. Beşiktaş son sıradan da olsa üçüncü torbada yer almayı başardı. Beşiktaş'ın Platini'ye 2 kere teşekkür etmesi gerek. Güçlü ülkelerin takımlarını birbirine kırdıran, zayıf ülkelerinin şampiyonlarının ayrı bir yoldan Şampiyonlar Ligi'ne gelmelerini sağlayan yeni sistem Beşiktaş'a hem 3. torbanın yolunu açtı hem de 4. torbanın zayıf ekiplerden oluşmasını sağladı. Beşiktaş 4. torbadan Wolfsburg'u çekmezse rahat bir şekilde ilk 3'e girer. Teknik direktör Mustafa Denizli olunca hemen "0" çekme senaryoları yazılmaya başlandı. Bense tam aksini düşünüyorum. İyi bir kura ve fikstür ile Mustafa Denizli de sistemini oturttuğu takdirde Beşiktaş gruplardan çıkabilir. Daha önce de yazmıştık. Bu sene toplanacak her puan altın değerinde. Fenerbahçe ve Galatasaray'dan UEFA Avrupa Ligi'nde beklentim yüksek. Beşiktaş da Şampiyonlar Ligi'nde onlara katkı yapabilir.

Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Şampiyona avantaj sağlayan sistem 2.'ye ise adeta Şampiyonlar Ligi'nin kapılarını tamamen kapatıyor. Hoş, Sivasspor bu seneki haliyle o kapılar açık da olsa giremeyecekti ama bundan sonraki yıllarda da aynı sorun devam edebilir. Özetle şampiyonlarımızın gruptan çıkma şanslarının çok daha yüksek olacağı, ikincilerimizin ise Şampiyonlar Ligi'ne girmek için Avrupa'nın üst düzey takımlarını elemek zorunda kalacağı yıllar bizi bekliyor. Bu arada ilk 9'a girsek de bu noktada pek bir avantajımız olmayacak. UEFA Avrupa Ligi'ne 4 takımla gideceğiz ama ikincimiz Şampiyonlar Ligi için yine üst düzey takımlarla eleme maçı oynayacak. Avantajımız ise 2 yerine 1 ön eleme oynamak olacak.

21 Ağustos 2009 Cuma

Efsane Goller #6


Serinin 6. golü Türkiye'ye gelen en iyi yabancı futbolculardan biri, Karpatların Maradonası Hagi'den.

Tarih 30 Eylül 1998. İlk maçında Torino deplasmanında Juventus'la 2-2 berabere kalan Galatasaray, o yıllarda sıkça giydiği gri forması ile Şampiyonlar Ligi'nde gruptaki 2. maçında Athletic Bilbao'nun karşısına çıkıyor. Ali Sami Yen'de ilk yarı Okan Buruk ve Ismael Urzaiz'in arka arkaya gelen golleriyle 1-1 sona eriyor. 2. yarıda her iki takım da istediği golü bulamadan dakikalar 90'a geliyor. Kayıp zamanın ilk dakikasında Bilbao, kontraya çıkmak üzereyken Tugay nefis bir müdahale ile topu rakipten söküp alıyor, karşısına gelen rakip oyuncudan sıyrılıp topu sol taraftaki Hagi'ye veriyor. Hagi, topa öyle bir vuruyor ki sol taraftan, sol ayağıyla sol köşeye golü atıp, o anı birçok futbolseverin hafızasına kazıyor. Kaleci o köşeyi kapatmasına rağmen, topun son anda aldığı falso karşısında çaresiz kalıyor. Bu son dakika golü Galatasaray'a galibiyeti getiriyor. Ancak hikayenin sonu talihsiz bitiyor. Galatasaray, gruptaki son maçında bu kez Bilbao deplasmanında şanssız bir golle 1-0 mağlup oluyor ve grubu Juventus'un ardından 2. sırada tamamlıyor. O yıl 4'erli 6 gruptan oluşan Şampiyonlar Ligi'nde tur atlamak için grup lideri olmak ya da en iyi 2 ikinciden biri olmak gerektiğinden Galatasaray Avrupa'ya veda ediyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

20 Ağustos 2009 Perşembe

Efsane Goller #4

Serinin 4. golü futbolculuğu döneminde takımına kazandırdığı penaltılarla çok tartışılan bir isim olan Arif Erdem'den.

Tarih 20 Ekim 1993. Bir önceki turda İrlanda'dan Cork City'i eleyen Galatasaray'ın rakibi dünya devi Manchester United. Turu geçen taraf, o zamanlar 8 takımdan oluşan Şampiyonlar Ligi'ne katılacak. İlk maç İngiltere'de. Dönemin uğurlu kanalı TGRT karşılaşmayı naklen yayınlıyor. Maçı anlatan ise tanıdık bir isim : Ümit Aktan. Manchester United henüz maçın başında arka arkaya 2 gol buluyor. Erken gelen goller sonrası, rakip de İngiliz olunca 8 yediğimiz maçlar geliyor akıllara. Ama o andan itibaren maç bambaşka bir şekle bürünüyor. 16. dakikada Arif, ceza sahası dışından sağ ayağıyla müthiş bir şut çıkartıyor. Her zamanki gibi birkaç adım önde olan Schmeichel, uçsa da topu kurtaramıyor ancak bu uçuşuyla gole estetik katmayı başarıyor. Bu olağanüstü gole en güzel yorumu ise maçı analtan Ümit Aktan getiriyor: "Schmeichel değil, bütün Michael'lar gelse o topu ordan alamazdı". Arif'in golü Galatasaray'ı ateşliyor ve takım Old Trafford'da 2-0 geriye düştüğü maçta 3-2 öne geçmeyi başarıyor. Eric Cantona son dakikalarda attığı golle skoru 3-3'e taşırken Galatasaray'ın Manchester United'a Avrupa kupalarında sahasındaki ilk yenilgisini tattırmasına engel oluyor. Bu gururu yaşamak birkaç yıl sonra bir başka Türk takımına kısmet oluyor. Galatasaray ise rövanş maçında elde ettiği 0-0'lık skorla Şampiyonlar Ligi'ne kalan ilk Türk takımı olmayı başarıyor.


Efsane Goller Yazı Dizisi

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Seviyorum Bu Takımları

Fotoğraf 1993-1994 sezonun Şampiyonlar Ligi final maçından. Aklımın erip de izlediğim ilk Şampiyonlar Ligi finalidir o maç. Bu yüzden gönlümde ayrı bir yeri vardır. Hem Milan'ı hem de Barcelona'yı çok sevmemin nedeni belki de bu maçtır. Atina Olimpiyat Stadı'nın dışa doğru büyüyen halkalar şeklinde kesilmiş çimleri, sesin görüntüden önce gelmesinin ne kadar sinir bozucu bir şey olduğu, Savicevic'in muhteşem golü ve Fabio Capello'nun gollerde ellerini ceplerinden bile çıkarmayarak fazla sevinmeden takındığı artistik tavırla hafızamda yer eden bu maç, 4-0'lık skoruyla Şampiyonlar Ligi statüsüne geçilen 1992-1993 sezonundan bu yana oynanan final maçları arasında en farklı skorla biten müsabakadır.
Blog Widget by LinkWithin