Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2011 Çarşamba

Baba Mesleği

Kanla karışık yağmurlarla üstümüze
özgürlük yağıyor gökyüzünden
ölmeyi öğrendim ben
daha yürümeyi öğrenmeden
mermiler düşerken
biri var uzakta tetiği çeken
katil doğmuş, baba mesleği..



Sözler, müzik, mesaj hepsi kusursuz. Dinledikçe isyan ediyor, her seferinde tekrar dinlemek istiyor insan. Birol, Ferman, Murat, Haluk yüreklerinize sağlık.

17 Ekim 2010 Pazar

Bu Aralar Ruhumun Gıdası Bunlar 3

Çoktandır yazmamıştık:

Zakkum - Biraz Uyu
Mustafa Çeçeli - Dön
Öykü & Berk - Geceler Düşman
Gripin - Gidenin Dostu Olmaz
Nev - Mazideki Aşk
Lou Reed - Perfect Day
Candan Erçetin - Kırık Kalpler Durağında
Gripin - Durma Yağmur

8 Aralık 2009 Salı

Bu Aralar Ruhumun Gıdası Bunlar 2

En son askerden döndükten sonra yazmıştım dinlediğim şarkıları. Uzun bir aradan sonra yazdığımız post'un konusu da bu listenin devamı olsun. Aslında yazmak istediğim çok şey var ama eskisi kadar fazla zaman bulamıyorum. Neyse efendim sadede gelelim. Bu aralar ruhumun gıdası bunlar:

Gökhan Türkmen - Dön
Manga - Beni Benimle Bırak
Teoman - Çoban Yıldızı
Meyra & Cemil Demirbakan - Ağladın Ya
Fırat Tanış - Yani
Yonca Lodi - Emanet

30 Haziran 2009 Salı

Dalgalandım Da Duruldum

Askere gitmeden önce 2009 ve yılbaşı hakkında şöyle bir şeyler yazmıştım. Önce o neresi olduğunu bilmediğim yer belli olmuştu : Zırhlı Birlik Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı (Etimesgut-Ankara), sonra da orada harika dostluklar kurmuştum. Yılbaşında ise askere gelmeden önce umduğumun çok üzerinde, hayatım boyunca unutmayacağım bir gece geçirdim. O gecede emeği olan tüm asker arkadaşlarıma ve gecenin düzenlenmesi için büyük fedakarlıklarda bulunan bölük komutanımız Türker Üsteğmen'e sonsuz teşekkürler. Hiçbir askerin cebinden 1 lira bile çıkmadan çerezi, meyvesi, kolası, tatlısıyla askerlik standartlarına göre çok iyi bir biçimde donatılmış masalar, dışarıdan getirilen müzik grubu, içimizdeki harika sesler. O seslerden biri de Gripin'in solisti Birol'du. 2008'in son saatlerinde Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler'in Karma Çavuş Eğitim Bölüğü yemekhanesinde bambaşka yerlerden, bambaşka hayatları bırakıp gelen, sevdiklerinden kilometrelerce uzakta olan ve üç hafta öncesine kadar birbirini hiç tanımayan 1001 kısa dönem, nam-ı diğer 1001 dalmaçyalı, üzerinde askeri kamuflajıyla bizim için şarkı söyleyen bu adamı dinliyorduk ve hepimiz çocuklar gibi şendik.

28 Haziran 2009 Pazar

King of Pop

Çocukluğu 80'lerin sonu ve 90'ların başında geçen biri olarak yabancı müziği Michael Jackson'la tanımıştım. Abimin alıp getirdiği Bad, evimize giren ilk kasetti. Resimlerini, yazılarını en ince detayına kadar ezberlemiştim albüm kapağının. Şarkıları ise uydurma sözlerle (tenekeci bok ye) de olsa ezberliyordum. Derken Dangerous albümü çıktı, albümün hem kasetini hem de CD'sini almıştık. Nasıl bir hayranlıksa artık bu. Onun şarkılarını söylüyorduk, onun gibi dans etmeye çalışıp, moon walk'u taklit etmeyi deniyorduk. 80'lerin sonu, 90'ların başıydı ve biz çocuktuk. Sanırım çocukluğumuzla aramızdaki en önemli bağlardan biri koptu 25 Haziran gecesi.

19 Haziran 2009 Cuma

Bu Aralar Ruhumun Gıdası Bunlar

Askerliğin son haftalarında dinlediğim şarkılarla aramda bir gönül bağı oluştu sanırım. Belki de bu şarkılar askerliğin bitişini müjdelediği için, kim bilir. Sonuçta bu aralar ben hala o şarkıları büyük bir keyifle dinlemeye devam ediyorum. Buraya da not düşeyim istedim bu şarkıları :

Büyük İnsan - Gökhan Türkmen
Giden Günlerim Oldu - Gülben Ergen - Oğuzhan Koç
İki Alyans - Yücel Arzen & Devrim Gürenç
Son Öpücük - Aslı Güngör
Anlamazdın - Ayla Dikmen
Bana Yalan Söylediler - Semiramis Pekkan

Ha bir de şunlar var. Onların askerliğin son zamanlarıyla pek de alakası yok.

Al Ahını - Oğuzhan Koç
Kaçak - Ata Demirer
Masum Değiliz - Şebnem Ferah
Ünzile - Şebnem Ferah
Gidiyorum - Kazım Koyuncu

7 Aralık 2008 Pazar

Mesut Ol Sen

Sözleri Fecri Ebcioğlu'na müziği Tony Osborne'a ait eski bir şarkı. Hayatımda ilk kez Hatırla Sevgili'nin 19. bölümünü izlerken dinleme şansını yakaladım bu şarkıyı. Malum sahnede Okan Yalabık'ın canlandırdığı Necdet karakteri Yasemin'in Ahmet'le birlikte Kıbrısçık'a gideceğini biliyordur. Sabah uyanır evde çıt yoktur. Rüya'nın odasına girdiği anda fonda İzmir aşığı Dario Moreno'nun sesinden "Mesut Ol Sen" çalmaya başlar. Kızının oyuncaklarını öpüp koklayarak ağlayan Necdet'in hıçkırıkları şarkının ezgilerine karışır. Evin içinde bitip tükenmiş bir halde dolaşırken şarkı da yavaş yavaş sona erer. Tam da bu sırada kahvaltı sofrasını görür. Daha şaşkınlığını üzerinden atamamıştır ki içeriden Rüya'yı canlandıran şirinlik muskasının sesi duyulur : "Baba, babacığım..". İşte tam bu anda Okan Yalabık'ın oyunculuğu herşeyini kaybettiğini zanneden bir adamın aslında hala sevdiklerine sahip olduğunu anlaması duygusunu izleyiciye sonuna kadar hissettirir. Bu sahne tekrar tekrar izlenir ve her seferinde Dario Moreno'nun müthiş sesine ve Okan Yalabık'ın kusursuz oyunculuğuna şapka çıkarılır.

17 Kasım 2008 Pazartesi

Beyaz Melek

Filmi ne çok iyi ne de çok kötü buldum. Bu kadar iyi oyuncunun bulunduğu bir çalışmayı çok iyi bulmamamın en önemli nedeni ise filmdeki aşırı didaktik hava. Film bize hiç düşünme ya da yorumlama imkanı tanımıyor. Çok fazla konuda mesaj vermeye çalışırken bu mesajları da konunun içinde öğüterek değil de doğrudan senaryoda yer alan diyaloglarla vermeyi amaçlıyor. Bununla da yetinmeyip nerede ne kadar duygulanmamız, nerede ne kadar gözyaşı dökmemiz gerektiğine bile karar veriyor. Bunu söylememin nedeni filmin müziklerinin sitcomlardaki kahkaha efektleri gibi kullanılması. Bir başka deyişle müziklerin izleyiciyi kendisinden beklenen tepkiyi vermeye zorlama amacıyla kullanılması. Bunların yanında görüntü yönetmeninin gerçekten iyi bir iş çıkardığı kanısındayım. Sonuç olarak aşırı didaktik bir anlatım olmasaymmış, Prag Filarmoni Orkestrası'na çaldırılan başarılı müzikler de yerinde ve kararında kullanılsaymış çok daha güzel bir film olurmuş diye düşünüyorum.

7 Kasım 2008 Cuma

Control

Joy Division'ın 23 yaşında intihar eden solisti Ian Curtis'in müzikteki başdöndürücü yükselişiyle eşzamanlı olarak hayattaki düşüşünü anlatan 2007 yapımı siyah beyaz film. Sam Riley filmde adeta Ian Curtis olmuş. Ian'ın eşi Deborah Curtis'i canlandıran Samantha Morton'un oyunculuğu da kusursuz. Oyunculuğunun yanında güzelliğiyle de Casablanca'daki Ingrid Bergman'dan sonra siyah beyaz renklerin (Gerçi siyahla beyazın renk olup olmadığı tartışılır da) en çok yakıştığı kadın olmuş. Filme gelince sadece "Love will tear us apart"ın girdiği sahne için bile izlenmeli diye düşünüyorum.

30 Ekim 2008 Perşembe

Ata Demirer

Zamanında Korsan TV'yi düzenli olarak takip etmiş olan, morali bozulduğunda bir doz "Tek kişilik dev kadro" alan, Avrupa Yakası'nı 2 yıl aradan sonra yeniden düzenli olarak takip etmeye başlayan biri olarak artık Ata Demirer'in "Makara" falan değil ciddi ciddi bir albüm çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Son haftalarda Avrupa Yakası'nda biri arabesk rock karışımı olmak üzere 2 tane "Kaçak" performansı var ki insana Sezen Aksu keşke bu parçayı kimselere vermeyip Ata Demirer'e saklasaymış dedirtiyor. Bin tane işi aynı anda yapmaya kalkan ve bir tanesini bile iyi yapamayan insanların olduğu bir ülkede hem çok iyi bir komedyen hem de çok iyi bir ses olarak insanları yeteneklerinden mahrum bırakmaması gerek diye düşünüyorum.
Ayrıca kendisinin zamanında Alem FM'de yaptığı radyo programlarını dinlemediyseniz, kayıtlarına bir şekilde ulaşmanızı şiddetle tavsiye ederim.

26 Eylül 2008 Cuma

Fish Card Reklamı

Son zamanlarda izlediğim en güzel reklam. Arka arkaya gelen çok kısa ama çok fazla şey anlatan görüntüler ve o görüntüleri tamamlayan harika bir müzik (Somewhere over the Rainbow) seçilmiş. İnsanın içini ısıtan bir hava var reklamda. Reklamı daha ilk izleyişimde çok beğendim ama görüntüler bitip de bunun bir kredi kartı reklamı olduğunu anlatan bölüm geldiğinde biraz hayal kırıklığına uğradım. Reklamın ve görüntülerin verdiği mesaj tüketmek değil de hayatın keyfini çıkarmak ve hayallerden vazgeçmemek üzerineydi. Bunların anahtarının kredi kartı olmadığı açık. Reklamla ilgili hayal kırıklığını yaratan asıl konu da bu zaten. Kullanılan görüntülerdeki hayallere (ki bu görüntüler içerisinde üzerinde "make love not money" yazan bir pankart taşıyan hippi bile varken) giden yolun kredi kartından geçtiği mesajının verilmeye çalışılması. İşte burada bariz bir samimiyetsizlik var. Madem konseptle çok bağdaşmayan görüntüler seçilmiş en azından mastercardvari bir yaklaşım izlenebilirdi. "Paranın satın alamayacağı şeyler var, geri kalan herşey için mastercard" sloganı çok daha samimi ve gerçekçi. Ama tüketim çağında ve tüketime aşırı meraklı bir ülkede yaşadığımızdan bunu da normal karşılamak lazım. Bütün bunların yanında Hakan Gerçek'i reklamdaki başarılı seslendirme performansından dolayı kutlamak gerekir diye düşünüyorum.
Blog Widget by LinkWithin