Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2011 Cuma

İntiharın Genel Provası


Oyunu bu akşam işyerinden arkadaşlarımla Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde izledik. Oyundan önce Kadıköy sahilde balık ekmek yiyerek gün batımını izlemek güzeldi. Hele bir de haftanın son işgününü geride bırakmış olmanın mutluluğu da olunca salona keyifli bir şekilde adım attık.

Oyunun yazarı Dusan Kovacevic olduğu için özellikle konuyu çok merak ediyordum. Bir de çok beğendim bir oyuncu olan Bennu Yıldırımlar'ın sergileyeceği performansı merak ediyordum. Ancak Serhat Mustafa Kılıç oyunda öyle bir performans sergiliyor ki hem diğer oyuncuların hem de konunun önüne geçiyor. Serhat Mustafa Kılıç'ın can verdiği 4 kardeş görülmeye değer. 4 farklı karakter, 4 farklı ses tonu, 4 farklı vücut dili, 4 farklı fiziksel görünüm ve 4 farklı kostüm. Hepsi de birbirinden eğlenceli ve keyifli. Oyunu görmeyenlere bu oyunculuk resitalini kaçırmamalarını öneririm.

5 Mart 2011 Cumartesi

Alevli Günler

Oyunu bu akşam Taksim'de Muammer Karaca Tiyatro Salonu'nda iş yerinden arkadaşlarımla izledim. Güldürme konusunda sıkıntı yaşamayan Cem Davran'a Bahtiyar Engin ve Yıldıray Şahinler de çok iyi eşlik edince oyunun ilk yarısı kahkahalarla dolu geçti. Tabi oyunda devletin her kesimini canlandıran Erkan Can'a da ayrı bir parantez açmak lazım. Onu tiyatro sahnesinde izlemek büyük keyif. Bütün bu başarılı oyunculuk performanslarının yanında hikayelerini izlediğimiz 3 arkadaş arasında çok gerçek ve çok güzel bir dostluk vardı.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Maskeliler

Uzun zamandır görmek istediğim Maskeliler'i bugün evime 3 dakikalık yürüme mesafesinde olan Şehir Tiyatroları'nın Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde izledim. İstanbul'daki birçok tiyatro sahnesinde oyun izlemiş biri olarak evime en yakın sahneye bugün ilk kez gittim. Kerem Yılmazer, bundan sonra daha sık gitmeyi düşündüğüm küçük ve güzel bir tiyatro salonu.

Oyuna gelecek olursam, öncelikle dekorla başlayım. Oyunun konusu ve vermek istediği mesajla bütünleşen muhteşem bir dekor vardı. Oyunculuklar da son derece başarılıydı. Savaşın, yaşam üzerindeki etkileri ve bu etkilerin neden olduğu bir aile içi hesaplaşma. Üç kardeş arasında tek mekanda geçen bu hesaplaşma tek perdelik bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar bu hesaplaşmanın ana taraflarını canlandıran Mehmet Gürhan ve Levent Üzümcü çok başarılı oyunculuklar çıkarsa da ben özellikle arada kalan küçük kardeşi canlandıran Serdar Orçin'in oyunculuğuna hayran kaldım.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Karanlık İşler

Oyunu bugün Beykoz'daki Ahmet Mithat Efendi Sahnesi'nde izledim. Bu sahneye 2. gidişim. Gideceklere tavsiyem, hafta sonu havanın güzel olduğu bir gün gidip hem Anadolu yakasının doğal güzelliklerinin, hem de tiyatronun tadını çıkarmaları. Bir diğer tavsiyem de ön sıralardan bilet alacaklara olsun. Sahnenin yüksekliğinden dolayı ilk 2 sırayı pas geçmkte yarar var. 3 ya da 4. sıra ideal.

Oyuna gelecek olursak Karanlık İşler Devlet Tiyatroları'nın bu sezonki yeni oyunlarından biri. İlk perdesi biraz sıkıcı giden ikinci perdede ise biraz hareketlenen oyun bazı sahnelerde izleyicilere kahkahalar attırmayı başardı. Oyunculuk kötü değildi ama çok iyi olduğunu da söyleyemem. Levent Özdilek'in performansı bile vasat göründü bana. Özetle bu oyundan çok şey beklemeyin derim. Düşük beklentiyle gitmeniz halinde ise keyifli bir gün geçirebilirsiniz.

19 Ekim 2010 Salı

Ölüleri Gömün

İşyerinden 2 arkadaşımla birlikte bu akşam 5 günde 3 oyun maratonumuzu tamamlamış olduk. Mecidiyeköy'de Devlet Tiyatroları'nın Cevahir Alışveriş Merkezi'ndeki sahnesinde izledik oyunu. Hem konu, hem de kadroda Musa Uzunlar ve Civan Canova'nın yer alması beklentilerimi çok yükseltmişti. Beğenmedim demek haksızlık olur ama çok beğendiğimi de söyleyemem.

Savaşa ve insan haklarına dair söyleyecekleri olan ve bunları vurucu bir şekilde söyleyip vermek istediği mesajı da sertçe veren ancak ortalara kadar didaktik ve sıkıcı bir üslupla ilerleyen oyun, sonlara doğru hareketlendi ve gerçekten müthiş bir finalle sona erdi. Açıkçası böyle bir final olmasa salondan hayal kırıklığıyla ayrılacaktım.

İşlerin yoğun olduğu son zamanlarda 5 günde 3 oyuna gitmek ilaç gibi geldi. Kaleminden çıkanları her zaman hayranlıkla okuduğum kadim dostum Utku'nun dediği gibi : "Tiyatroya her gidiş, hatırası mendillere sarılarak özene bezene saklanacak bir başka hayat tecrübesi gibi geliyor sanki".

16 Ekim 2010 Cumartesi

Profesyonel

Oyunu bugün Çengelköy'de boğaza nazır güzel bir kahvaltının ardından, Beykoz'daki eski adıyla Feridun Karakaya yeni adıyla Ahmet Mithat Efendi sahnesinde işyerinden arkadaşlarla izledim. Çok büyük beklentiyle gittiğim bu oyun, beklentilerimin de ötesinde, çok çok başarılıydı.

Yetkin Dikinciler'in ses tonu, Bülent Emin Yarar'ın o müthiş tonlamasıyla sahneye ilk girdiği andan itibaren sergilediği büyüleyici performans ayakta alkışlanmaya değerdi gerçekten.

Birgün hiç tanımadığınız bir adam elinde bir evrak çantası ve kocaman bir bavulla size geçmişinizi getiriyor. Bir yandan geçmişinizle yüzleşirken bir yandan da hayatın koşuşturması içinde sizin kaçırdığınız ama onun en ince ayrıntısına kadar bildiği olayları öğreniyorsunuz. Böyle güzel bir konu, 2 usta oyuncunun varlığıyla tekrar tekrar izlenesi harika bir oyuna dönüşüyor.

Oyunda hayat üzerine söylenen o kadar çok güzel söz vardı ki. Benim aklımda en çok kalan ise bir babanın samimi itirafıydı. Tam olarak doğru olmayabilir ama şöyle bir şeydi : "Biz babalar evlatlarımıza ağzımıza gelen herşeyi söylüyoruz, ama en çok söylememiz gereken şeyi hiçbir zaman söyleyemiyoruz".

15 Ekim 2010 Cuma

Tehlikeli İlişkiler

Oyunu dün akşam iş çıkışı Şehir Tiyatroları'nın Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde iş yerinden arkadaşlarla beraber izledik. Oyun başlamadan hemen önce Avrupa Yakası'ndan rol arkadaşı olan Levent Üzümcü'yü izlemeye gelen Gülse Birsel'in ekranda göründüğünden çok daha uzun bir insan olduğunu anladık.

Oyuna gelecek olursak Levent Üzümcü'nün başarılı oyunculuğu ve sahnede aynaların kullanımı etkileyiciydi. Yine de iş günü yorgunluğuna hastalık da eklenince çok keyif alamadım oyundan.

11 Nisan 2010 Pazar

Ful Yaprakları

Devlet tiyatrolarında 5 yıldır sahnelenmekte olan bir oyun Ful Yaprakları. Bense oyunu ancak dün akşam İstiklal Caddesi'ndeki Küçük Sahne'de izleyebildim. Küçük Sahne adı gibi gerçekten oldukça küçük bir tiyatro salonu. Bu yüzden yerinizin kötü olması gibi bir durum pek söz konusu değil. Kenarda kalmak ya da çok arkada kalmak gibi bir derdiniz yok ama koltukların arası dar ve tahta koltuklar pek de rahat değil. Ancak bu bu durum sahnenin nostaljik havasını kaybetmemesini sağladığı için beni pek rahatsız etmedi.

Oyuna gelecek olursak, Civan Canova'nın kaleminden çıkan olağanüstü diyaloglar ve Musa Uzunlar'ın son derece başarılı oyunculuğu izleyiciye hem keyif veriyor hem de derin düşüncelere sürüklüyor. Kadın erkek ilişkilerinden, anne baba ile ilişkilere; aşktan, günahlar ve Tanrı'ya birçok konu hakkında normların dışında lafları cesurca söylüyor oyun. İzleyiciye de benzer sorular sorduruyor.

Oyunda Musa Uzunlar'ın canlandırdığı Richard karakteri "hoşumuza giden bedenlerin içine hayalimizdeki ruhu yerleştirip adına da aşk diyoruz" gibi bir cümle kuruyor. Bugüne kadar aşk üzerine sayısız şarkı yapıldı, sinema filmi çekildi, tiyatro oyunu sahnelendi. Ancak aşkın bu kadar güzel tanımlandığı bir eser hatırlamıyorum açıkçası.

Son söz olarak da ne yapın edin, gösterimden kalkmadan önce bu oyunu izleyin derim.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Medya Maymunları

Çarşamba akşamı iş çıkışı Nişantaşı'ndaki Rüştü Uzel sahnesinde şirketten arkadaşlarla birlikte izledim oyunu. Öncelikle salonun çok garip olduğunu söylemem lazım. Normalde sinema ya da tiyatro salonlarında arkadaki koltuklar öndekilere göre daha yüksekte olur ve böylece arkadaki seyirci de sahneyi daha rahat görür. Tabi şanssızsanız (Ben bayan yanı istedim, kaya arkası vermişler) bu durumda bile sahneyi rahat göremeyebilirsiniz. Burada ise tam tersi bir durum vardı. Öndeki koltuklar arkadakilere göre daha yüksekteydi. Hangi amaçla yapılmış bilemiyorum ama biz çözemedik.

Oyuna gelecek olursak mesaj verme çabası oyunun önüne geçmiş. Bir sinema filminde ya da tiyato oyununda verilmek istenen mesaj eserin önüne geçince o film ya da oyun bir sanat eseri olmaktan çıkıp bir nasihata dönüşüyor ki bu da izleyici sıkmaktan başka bi şeye yaramıyor. Hele bir de iş günü olunca bu sıkıcılık izleyicilerden bazılarının göz kapaklarına hakim olamamalarına neden oldu. Açıkçası ben de oyunu hiç beğenmedim. Oyundan aklımda kalan iki şey Somer Karvan'ın rolündeki başarısı ve Ece Uslu'nun hala çok güzel olduğu...

13 Mart 2010 Cumartesi

Rita'nın Şarkısı


2 hafta kadar önce Devlet Tiyatroları'nın Cevahir Alışveriş Merkezi'ndeki sahnesinde şirketten kalabalık bir grupla birlikte izledik oyunu. Benim Rita'nın Şarkısı'na gitme nedenim Çetin Tekindor'u tiyatro sahnesinde kanlı canlı izleme fırsatını kaçırmamaktı. Ancak oyunu izledikten sonra Tülay Günal'ın performansına da en az Çetin Tekindor kadar hayran kaldım.


Yorucu bir iş gününün sonunda yalnızca 2 kişinin oynadığı ve arayla birlikte neredeyse 3 saat süren bir oyun izleyenleri sıkmamayı becerebiliyorsa başarılıdır bence. Bu başarıda da oyuncuların performansının katkısı büyüktür. Oyunun süresinin uzun olması Tülay Günal'ın canlandırdığı Rita karakterinin geçirdiği değişimin yapay olmasını engelliyor ve bu değişimi çok daha gerçekçi kılıyor. Aynı zamanda seyircinin de bu geçişi sindirmesini sağlıyor.

Son olarak her iki oyuncun da yüreklerine sağlık demek lazım. Müthiş bir uyum yakalamışlar gerçekten.
Blog Widget by LinkWithin