Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2011 Pazar

#10

Sadece bir formamın arkasına isim yazdırdım bugüne kadar. Onda da O'nun ismi yazılı. Kimilerine göre küçük maçların oyuncusu olan Alex, bugün Beşiktaş ağlarına bıraktığı gol sayısını 12'ye çıkardı.

3 Ekim 2010 Pazar

Uyum Süreci

Futbol sohbetlerinde en sevmediğim laftır uyum süreci. Başarılı olamayan futbolcu için uydurulmuş bir kılıftır. Neyin uyumundan bahsediyoruz ki. Adamdan beklenen yıllardır yaptığı işi, ekmek parasını kazandığı oyunu oynaması. Bu nedenden uyum süreci kötü futbolcuya biraz daha zaman kazandırmaktan başka bir şey değildir. Uyum süreci dediğiniz zaman geçtikten sonra da o futbolcudan aldığınız verimde gözle görülür bir artış olmadığını fark edersiniz. Oysa kaliteli futbolcunun lugatında uyum süreci diye bir şey yoktur. O, ekmek parasını kazandığı işi nerede olsa en iyi şekilde yapabilir.

Türkiye'ye gelip de başarılı olan yabancı futbolcuları hatırlıyorum. Hepsi gelir gelmez takımlarına doğrudan skora etki edecek katkıyı yapmaya başlamışlardı. Hagi, Pierre Van Hoijdonk, Alex ya da Baros için uyum süreci diye bir şey olmadı. O yüzden yöneticiler ya da spor yazarları bir futbolcu için uyum sürecinden bahsediyorsa bilin ki o futbolcunun takımınıza pek bir faydası olmayacak.

Kezman ve Guiza için 4 yıl boyunca uyum sürecinin tamamlanmasını bekleyen Fenerbahçe taraftarı Mamadou Niang'ın gelmesiyle uyum süreci lafının gerçekçi olmadığını gördü. Dün akşam Fenerbahçe Gençlerbirliği'ni 3-0 yenerken Niang Fenerbahçe formasıyla çıktığı 6 . maçta gol sayını 8'e çıkardı. Guiza'nın bu sayıya ulaşması için kaç hafta uyum süreci beklemiştik?

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Ağzı Olan Konuştu

Türk futbolunda nefret tohumlarının en yoğun olduğu sezon geride kaldı. Fenerbahçeliler, Türkiye'nin %50'si olmadığından çoğunluğun sevindiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Peki şimdi Bursaspor şampiyon oldu diye Fenerbahçe'nin şampiyon olabileceği korkusuyla ağzı olanın konuştuğu son 10 haftada söylenenleri unutup kafamızı kuma mı gömeceğiz.

Sırasıyla Leo Franco (Fenerbahçe'nin şampiyon olabileceği korkusuyla insanların gözleri ne kadar döndüyse artık Galatasaray Fenerbahçe maçı için bile şike iddiasında bulunabildiler), Murat Şahin, Ivesa ve Serkan Kırıntılı şike yapmakla itham edildi. Merak ediyorum Bursaspor Beşiktaş maçında İbrahim Toraman'ın yaptıklarını herhangi bir Trabzonspor'lu futbolcu yapsa ve Fenerbahçe şampiyon olsaydı bu hastalıklı beyinler daha ne senaryolar üretirdi. Ama tam tersi olduğunda hiçbirinin gıkı çıkmadı.

Beşiktaş'ın mevcut kadrosundaki Fenerbahçe ağlarını en çok havalandıran adam, Alex'in arkadaşı olduğu için bilerek penaltı kaçırmakla suçlandı bu ülkede. Bu kadar saçma bir iddiaya cevap verdiğim için kendime gülüyorum ama yine de söylemeden geçemeyeceğim. Hadi diyelim ki haklısın bir adam bir penaltıyı bilerek kaçıracak olsa kaleye vurmaz, auta vurur. Ya Volkan diğer köşeye uçsa. Olsun Türkiye'de komplo teorisi üretip, insanları lekelemek için mantık süzgecine gerek yok ne de olsa.

Bir başkan kendi takımı şampiyonluk yarışının dışında kaldıktan sonra ligin şaibeli olduğundan bahsetmeye başladı. Oysa takımı şampiyonluk yarışında kalsaydı tertemiz olacaktı o lig. Ama bu başkanı kurtaran da Fenebahçe oldu sonuçta. Transferde rüya takım kurduk deyip de ligde şampiyonun 11 ezeli rakibinin 10 puan gerisinde kalan Türkiye Kupası'na çeyrek finalde veda eden, ezeli rakibine ligde her iki maçta da yenilen, sezonu çeşitli branşlarda 18 Fenerbahçe mağlubiyetiyle kapatan Adnan Polat'ın Galatasaray'ı başarısızlıklarla dolu sezonu eleştiri almadan kapatmayı başardı.

En güzeli de şuydu Fenerbahçe Trabzon'la anlaştı. Kupayı Trabzon, şampiyonluğu da Fenerbahçe alacak. Ulan 27 senedir kupayı alamayan takım niye kupayı vermek için anlaşma yapsın. Ama tabi zamanında Fenerbahçe'ye karşı Papermoon'da kupayı ve ligi paylaşanlar bu iddiayı ortaya atarken pek de zorlanmadılar.

Sonuçta hastalıklı beyinlerin ürettikleri komplo teorilerini dinledik haftalarca ve işin sonuna geldiğimizde bu teorileri üretenler istediklerini aldıkları için hiçbiri yaşanmamış gibi davranıyoruz. Biz böyle yapmaya devam ettikçe bu adamlar her yıl yeni komplo teorileri ile karşımıza çıkacak ve ektikleri nefret tohumları dönüp birgün bugün onları destekleyen takımları da hedef alacak. Kimse kusura bakmasın ama bu hastalıklı beyinlerden futbolumuzu temizlemedikçe Türk futbolundan bir bok olmaz.

Son paragrafı da şampiyona ayıralım. Bursaspor'u eskiden beri hiç sevmem ancak yaptıkları iş çok büyük. Her türlü takdiri hak ediyorlar. 3-4 maçla sezonu kurtarmak için hedefimiz Türkiye Kupası diyen Anadolu takımlarına ne kadar gıcık oluyorsam şampiyonluğa oynayan Anadolu takımlarına da o kadar saygı duyarım. Şampiyonluğa oynamakla kalmayıp şampiyon olan takıma ise ancak şapka çıkarılır. Kamuoyu Fenerbahçe'nin şampiyonluğu son maçta kaçırmasıyla meşgul olduğu için Bursaspor'un ne kadar büyük bir iş yaptığının henüz kimse farkında değil. Zamanla bunun önemi daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum. Tebrikler Bursaspor.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Hoşgeldin Diana


Fazla söze gerek yok. Bayan basketbolunda Dünya'nn 1 numaralı ismi Fenerbahçe'de. Bayan voleybolunda sırtında çubuklu forma ile Gamova'yı izleyen bu gözler şimdi de basketbol maçlarında Taurasi'yi izleyecek. Fenerbahçe'ye gelenin kim olduğunu merak edenler aşağıya göz gezdirsin. Unutmadan orda eksik kalmış 2 de Olimpiyat Şampiyonluğu var kendisinin. Bu arada fotoğrafta sol attaki WNBA logosuna dikkat.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Nefret Kültürü

Belki bu yazı blog tarihinin en taraflı yazısı olacak ama somut örnekler vereceğimden de kimsenin şüphesi olmasın. Dün akşamdan bu yana göz gezdirdiğim birçok sanal platformda (özellikle de hem yazdığım hem de fırsat buldukça okuduğum ekşi sözlükte) Fernerbahçe'ye, taraftarına, başkanına, yönetimine, futbolcusuna inanılmaz saldırılar ve suçlamalar okuyorum. Ezik, çirkef, futboldan anlamayan gibi tabirler kullanılıyor ki bunların tamamı alınan mağlubiyetin yarattığı hazımsızlığın sonucu.

İşin garibi (aslında pek de garip değil yıllardır alışılagelmiş bir durum bu) maçın taraflarından biri olmayan Galatasaray taraftarının da en az Beşiktaş taraftarı kadar saldırgan bir tutum sergilemesi. Kimse kusura bakmasın ama bu öfke, nefret ve saldırgan tutumun ardındaki en önemli sebep Fenerbahçe'nin son 21 maçta 16 kez yenerek ezeli rakiplerine karşı ezici bir üstünlük kurması. Amatör branşlarda rakiplerinin açık ara önünde olması da ciddi bir rahatsızlık yaratmaya başladı belli bir kesimde.

Dün bir kez daha gördüm ki Fenerbahçe'yi diğer büyük takımlardan ayıran en önemli özellikler hiçbir zaman hiçbir takımla ittifak kurma gereği duymaması ve taraftarlarının başka takımlara olan nefretinin hiçbir zaman Fenerbahçe sevgisinin önüne geçmemesi. Bunun özellikle altını çizmek gerek. Etrafta o kadar garip taraftarlar var ki adamlar Beşiktaşlı ya da Galatasaraylı değil Antifenerli. Bu nasıl bir taraftarlık anlamak mümkün değil. Fenerbahçe'nin en sevdiğim özelliklerinden biri de her zaman kendi göbeğini kendi kesmesi. Başka takımların attığı gollerle şampiyon olmamıştır Fenerbahçe (Şampiyonluk yolundaki rakibine her 2 maçta da yenilip ondan sonra Denizli'den gelen gol haberiyle şampiyonluk turu atmamıştır). Hep kendi işini kendi görmüştür. 95/96 sezonunda şampiyon olurken şampiyonluk yolundaki rakibi Trabzonspor'u ligin son haftalarında deplasmanda 2-1 yenerek liderliği almış ardından da şampiyon olmuştur. 2000/2001 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Galatasaray'ı evinde 2-1 yenerek liderliği almış ve ardından şampiyon olmuştur. 2003/2004 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Beşiktaş'ı deplasmanda 3-0 yenerek şampiyonluğa yürümüştür. 2004/2005 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Galatasaray'ı evinde 1-0 yenerek o maçta şampiyonluk turu atmıştır. 2005/2006 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Galatasaray'ı her 2 maçta da yenmesine rağmen (sezonun 2. yarsındaki maçı 4-0 kazanırken 3 topu da direkten dönmüştür) şampiyonluğu verdi. 2006/2007 sezonunda şampiyonluk yolundaki tüm rakiplerini yenmiş derbi maçlarda yenilgi yüzü görmemiştir. Eğer ortada bir çirkeflik varsa o da her şampiyonluğunu şampiyonluk yolundaki rakibini yenerek alan bu takımın şampiyonluklarına dil uzatmaktır.

11 Nisan 2010 Pazar

Sarı Melekler

Bu akşam bayanlar voleybolda Türkiye Kupası finalinin ilk ayağı oynandı. Ben de hem olimpik bir sporda Şampiyonlar Ligi seviyesinde final oynayan ilk Türk takımı Fenerbahçe Acıbadem'e teşekkür etmek hem de sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olarak gönül verdiğim takımı bu zorlu final mücadelesinde yalnız bırakmamak için tribündeki yerimi aldım.

Kapasitesi çok da fazla olmayan Burhan Felek Spor Salonu'nun (TVF 50. Yıl Spor Salonu) tribünleri maçın başlamasına kısa bir süre kala doldu. Sarı Melekler maça oldukça iyi başlayıp ilk 2 seti çok rahat kazandı. Herkes 3. sette de benzer bir tablo beklerken Neslihan'ın etkili oyunuyla toparlanan Vakıfbank Güneş Sigorta Avrupa 2.si Fenerbahçe Acıbadem karşısında üst üste 3 set alarak maçı 3-2 kazandı. Bu maç Sarı Melekler'e play off öncesi önemli bir uyarı oldu. Umarım Çarşamba akşamı oynanacak olan maçta bu skor telafi edilir ve Sarı Melekler sezonun ilk kupasını alır.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Fenerbahçe Acıbadem

Olimpik bir takım sporunda Şampiyonlar Ligi seviyesinde final oynayan ilk Türk takımı olmayı başaran Fenerbahçe Acıbadem için ne söylesek az. Bu takımın bu sezon ne Türkiye'de ne de Avrupa'da bileğini bükebilen olmadı. Şu anda o kadar heyecanlı, mutlu ve gururluyum ki çok fazla bir şey yazamıyorum. Umarım yarın sarı melekler Türk spor tarihinin ilk Şampiyonlar Ligi kupasını kazanır.

29 Mart 2010 Pazartesi

Derbinin Ardından

Maçtan önce Lugano'nun dönüşüyle yeniden düzene giren ve 4 maçtır kalesini gole kapatan Fenerbahçe savunmasından bahsetmiştik. Dün akşam orta saha da takım savunmasına önceki maçlara göre çok daha fazla katkı yapınca Fenerbahçe oyunda sağladığı üstünlüğü skora da yansıtarak çok kritik bir galibiyet aldı.

Galatasaray tarafında ise hücum bölgesine yapılan transferlerle dikkatlerden kaçan orta saha zaafiyeti dün akşam bir kez daha ortaya çıktı. Alınan sonuç ise hem takımın hem taraftarın şampiyonluğa olan inancını yok denecek kadar azalttı.

Sonuç olarak çok keyifli bir şampiyonluk yarışı bizi bekliyor.

28 Mart 2010 Pazar

Derbi Zamanı

Derbinin başlamasına çok kısa bir süre kala hepimizin heyecanı en üst seviyeye ulaştı. Bursa'nın yenilgisiyle daha da önemli hale gelen bu büyük maç öncesi gönül verdiğim ve son 2 lig maçını tribünden izlediğim Fenerbahçe ile ilgili ne çok umutlu ne de çok umutsuzum. Hücum zenginliği açısından oynanan futbolun yalnız beni değil hiçbir Fenerbahçe taraftarını tatmin etmediği kesin. Ancak Lugano'nun dönüşüyle birlikte son 4 maçta kalesini gole kapatan Fenerbahçe'de savunma düzenin yeniden oturmaya başladığı gerçeğini de es geçmemek lazım. Derbilerde Galatasaray'a karşı kurulan psikolojik üstünlük avantaj, maçın Ali Sami Yen'de olması da bir dezavantaj olarak görülürse şanslar birbirine çok yakın. Güzel bir maç olması dileğiyle...

Not: Fotoğraf Fenerbahçe'nin ligde oynadığı son karşılaşma olan Gaziantepspor maçından.

12 Mart 2010 Cuma

Özlemişim Mabedi


Geçen Pazar uzun bir aradan sonra çok sevdiğim, gönül verdiğim takımımı stadyumda izledim. Oyun olarak ortaya konan pek birşey olmasa da Saraçoğlu'nu ve atmosferi o kadar özlemişim ki benim için çok güzel bir Pazar akşamı oldu. Tabi bunda her ne kadar sahada beklediğimiz futbolu görememiş de olsak aldığımız 3 puanın da etkisi vardı.








10 Mart 2010 Çarşamba

Only a Game?

Geçtiğimiz Cumartesi günü üniversiteden bir arkadaşımla birlikte Taksim'deki UEFA Futbol Sergisi'ni gezdik. Taksim'deki Cumhuriyet Sanat Galerisi'nde 21 Ocak'ta açılan sergi 30 Nisan'a kadar sürecek. Giriş sadece 2,5 TL. Benim gibi futbola meraklı olanların gidip görmesinde yarar var. Şampiyonlar Ligi ve Kupa Galipleri Kupaları, efsanevi oyuncu Puskas'ın forması ve yarısı Galatasaray'da yarısı da Fenerbahçe'de bulunan 1958 yılının Başbakanlık Kupası bana göre serginin en ilgi çekici eserleriydi. Fakat Puskas'ın formasını öyle bir yere koymuşlar ki biz nerede bu Puskas'ın forması diye konuşurken bunu duyan görevli bizi uyarıp kenarda köşede kalan ve küçücük deliklerin içinden bakabildiğimiz formayı göstermese fark etmeden geçip gidecektik. Görevliden öğrendiğimiz kadarıyla sergiyi gezenlerin çoğu yerlerinden dolayı bu eserlerin farkına bile varmadan geçip gidiyormuş maalesef.






















20 Eylül 2009 Pazar

Efsane Goller #16

Serinin 16. golü kariyerinin büyük bölümünü Türkiye'de geçiren Bosna'lı golcü Elvir Bolic'ten.

Tarih 30 Ekim 1996. Avrupa Kupaları'nda 40 yıldır sahasında maç kaybetmeyen bir başka deyişle o güne kadar evinde hiçbir Avrupa Kupası maçında yenilgi yüzü görmeyen İngilizlerin efsanevi takımı Manchester United, evinde Şampiyonlar Ligi'ne ilk kez katılan Fenerbahçe'yi konuk ediyor. 3 yıl önce Galatasaray'a karşı beraberliği zor kurtaran rövanşta da turu verip Şampiyonlar Ligi'nin kapısından dönen İngilizler bu kez daha temkinli.

Maça kontrollü başlıyorlar. Karşılıklı ataklarla geçen maçta 78. dakikaya geliniyor. Kontraatakta top sol taraftaki Bolic'e atılıyor. Topla birlikte ilerleyen Bolic rakibi May'in üstüne üstüne gidiyor ve ceza sahasına girmeden topu sağa çekip vuruyor. May'e çarpan top havalanıp, kaleci Schmeichel'ın üstünden geçip ağları buluyor. Herkes golden sonra İngilizler'in yoğun bir baskı kurmasını beklerken Fenerbahçe'nin Kostadinov'la bir topu da direkten dönüyor.

Sonuçta Fenerbahçe maçı 1-0 kazanarak yalnızca Manchester United'a Avrupa Kupalar'ında evindeki ilk yenilgisini tattırmakla kalmıyor, aynı zamanda bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk deplasman galibiyetini de almış oluyor.


Efsane Goller Yazı Dizisi

19 Eylül 2009 Cumartesi

Biz Yokken Neler Oldu

Milli takım Kayseri'de Estonya'yı zorlanarak yenerken, Bosna deplasmanında Dünya Kupası ümitlerimizi tüketti. Olur da Bosna hem Estonya hem de İspanya maçlarında puan kaybeder, biz de hem Belçika deplasmanında hem de Ermenistan maçında kazanırsak ve bütün bunlar olurken en kötü grup ikincisi olmamayı başarabilirsek bu iş olacak. Bu iş olacak dediğim şey baraj maçı oynayacak olmamız. Yani bu kadar zor ihtimalin gerçekleşmesi halinde bile bizi oldukça zorlu 2 maç bekliyor olacak. Neyse kıscası artık bu iş çok zor ve bunu söylemek bile insanı kahrediyor.

Fenerbahçe ve Galatasaray ligde 5'te 5 yaptılar. Savunmasındaki zaaflara rağmen Galatasaray daha bir sağlam adımlar atıyor sanki. Bu sezon ligin bu ikili arasında geçeceği git gide belirginleşiyor.

ABD Açık'ta Kim Clijsters çocuk da yaparım kariyer de dedi. Benim açımdan ise önemli olan Wozniacki'nin finale çıkmasıydı. Güzelliğine ve stiline hayran olduğum Wozniacki'den bu kadar çabuk bir Grand Slam finali beklemiyordum. Bu beni çok sevindirdi. Erkeklerde ise Del Potro Federer'in hanedanına son vererek büyük bir başarıya imza attı.

12 Dev Adam'a daha sonra ayrıntılı olarak değineceğim. Şimdilik söyleyebileceğim ise çok üzgün olduğum. Gerçekten çok yazık oldu.

Beşiktaş, iyi bir Beşiktaş olsa yenebileceği bir Manchester United'a 1-0 mağlup oldu. Galatasaray gruptaki en zor maçını çok kolay kazandı. Fenerbahçe ise hiç istenmeyen bir başlangıç yaptı.

30 Ağustos 2009 Pazar

Fenerbahçe 2 Manisaspor 1

Fenerbahçe yeni sezonun en kötü performansını gösterdi. Emre ilk maçlardaki istekli oyunundan çok uzaktı. Emre, kötü oynayınca agresifleşiyor. Bunun sonucu da kırmızı kart oldu. Roberto Carlos çok pas hatası yaptı. Gökhan Gönül'ün yokluğunda savunmanın sağında görev yapan Bekir beklenildiği gibi hücuma katkı yapamadı. Kazım yıldız olma peşinde, yine çok şahsi oynadı. Son 20 dakikada oyuna giren Semih de bir kez daha ilk 11 oyuncusuyum diye bağırdı.

Manisaspor'a gelince rakibi 10 kişiyken gol atan bir takım, rakibinin verdiği açıkları değerlendirmek yerine sahasında top çevirmekle ve süreyi yemeye çalışmakla uğraşırsa bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalır.

Sonuçta kötü oynarken maç kazanan takımlar şampiyonluğa gider. Ama Fenerbahçe böyle oynarsa ligde galibiyet serisi sona erer. Bir de bu takımda herkesin yokluğu telafi edilir de Gökhan'ın yokluğu telafi edilemiyor.

28 Ağustos 2009 Cuma

Transferler Üzerine Kısa Kısa - Türkiye


Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. Öncelikle Türkiye ile başlayalım.

Darius Vassel (Manchester City -> Ankaragücü) : Bu transfer hakkında blogda daha önce birşeyler yazmıştım. Bence çok önemli bir transfer. Bonservis bedeli ödenmeden gerçekleşmesi de önemli. Ligde şimdilik 1 golü var ancak özetlerden gördüğüm kadarıyla oldukça istekli ve agresif oynuyor. 10-15 arası gol bulacağını tahmin ediyorum.

Pini Balili (Sivasspor -> Antalyaspor) : Hızıyla akıllarda yer eden bir forvet. Zico bile onun için Türkiye'nin en hızlı adamı demek zorunda kalmıştı. Sivasspor'a da sonradan oyuna girerek de olsa önemli katkı yapıyordu. Bence Antalyaspor'a faydalı olur. Sivas, zaten gönderdiği futbolcuların eksikliğini hissetmeye başladı bile.

Nihat Kahveci (Villareal -> Beşiktaş) : Nihat'ın eski formunda olmadığı ortada. Ama kimse eski günlerine dönemeyeceğini de iddia edemez. Ancak Beşiktaş'ın mevcut sistemine bakınca ihtiyaç duyulanın Nihat olmadığını rahatlıkla görüyoruz. Sanki sisteme uygun olarak değil de misilleme yapmak amacıyla gerçekleştirilmiş bir transfer Nihat. Tıpkı geçen sezonki Emre gibi askerlik nedeniyle sezon öncesi hazırlıklarına geç başlaması da önemli bir sorun.

Rodrigo Tabata (Gaziantepspor -> Beşiktaş) : Bu transfer hakkında bugün blogda uzunca bir yazı yazdık. Daha fazla birşey söylemeye gerek yok. Maliyetiyle, büyük takımlarımızın hatalı transfer politikalarının en yeni ve en güzel örneklerinden biri.

İsmail Köybaşı (Gaziantepspor -> Beşiktaş) : Yüksek maliyetli ancak gelecek vaat eden bir futbolcu. Onun başarılı olmasını çok istiyorum. Milli takım, Gökhan Gönül'le savunmanın sağını uzun yıllar garanti altına aldı. Aynı şey savunmanın solunda da İsmail için olsa ne güzel olur.

Michael Fink (E. Frankfurt -> Beşiktaş) : Bonservis bedeli ödenmeden alınması önemli. Ancak ilk maçlar itibarıyla Ernst kadar faydalı olamayacak gibi duruyor.

Matteo Ferrari (Genoa -> Beşiktaş) : Bence çok önemli transfer. Defans oyuncusu ve İtalyan. Daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı.

Burak Yılmaz (Fenerbahçe -> Eskişehirspor) : Daum'un en sevdiğim özelliği takıma katkı sağlamayacak adamları gönderip, kadroda gereksiz bir şişkinlik yaratmaması. İlk geldiğinde de Hakan Bayraktar, Erhan Albayrak gibi adamları göndermişti. Ali Bilgin'i nasıl es geçti onu anlayamadım.

Ümit Karan (Galatasaray -> Eskişehirspor) : Birkaç kere keşke Fener'e gelse dedirtmişti bana Ümit Karan. Kısa süreli Ankaraspor macerasını hatırlıyorum da Eskişehir'de iş yapar gibi geliyor bana.

Mehmet Topuz (Kayserispor -> Fenerbahçe) : Tabata için söylediklerimin aynısı Mehmet Topuz için de geçerli. Faydalı olsa da olmasa da değerinin çok üzerinde bir bedel ödenerek yapılmış bir transfer.

Bilica (Sivasspor -> Fenerbahçe) : Geçen sezon ligde en beğendiğim defans oyuncusuydu. Ancak 31 yaşında olması, yabancı olması ve Lugano ile birbirlerini tamamlamamaları gibi nedenlerden dolayı doğru transfer olduğunu söylemek zor.

Andre Santos (Corinthians -> Fenerbahçe) : Çok doğru bir transfer. Elano ve Andre Santos hakkında blogda bir şeyler yazmıştık. Andre Santos, şu ana kadar kaliteli bir futbolcu olduğunu gösteri. 2010'da Brezilya formasıyla Güney Afrika'da olmak istediğinden bu sezon kötü oynama lüksü yok. Fenerbahçe'ye bu sezon büyük katkısı olur. Dünya Kupası'nda dikkat çekici bir performans gösterirse Fenerbahçe'ye baya bir para kazandırır.

Cristian Oliveira (Corinthians -> Fenerbahçe) : Mevkisi itibariyle henüz net bir şey söylemek için çok erken ama Maldonado ve Josico'dan iyi olduğu ortada. Aurelio gibi zaman zaman ileri çıkarak hücuma katkıda bulunacak gibi görünüyor.

Özer Hurmacı (Ankaraspor -> Fenerbahçe) : Onun da bonservis bedeli çok fazla. Kalitesinden şüphem yok ancak kadroda yer bulmak istiyorsa çok çalışmalı. Özer'in en büyük şansı Aykut Kocaman'ın sportif direktör olması. Aykut'un yol göstereciliğinde Özer, Fenerbahçe'ye katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Elano Blumer (Manchester City -> Galatasaray) : Andre Santos için söylediklerim onun için de geçerli. Bu sezon başarılı olamama gibi bir lüksü yok. Galatasaray'a büyük katkı yapacaktır.

Gökhan Zan (Beşiktaş -> Galatasaray) : Bonservis bedeli ödemeden milli bir futbolcuyu transfer eden bir takıma kötü transfer yaptınız demek haksızlık olur. Ama bence Gökhan Zan, Galatasaray'ın 11'ini hak eden bir futbolcu değil.

Abdul Kader Keita (Lyon -> Galatasaray) : Takımın sisteminin gerektirdiği ve ihtiyaç duyulan bir mevkiye yapıldığı için başarılı olsa da olamasa da bence çok doğru transfer. Zaten başarılı olmaması zor gibi görünüyor.

Herve Tum (Sivasspor -> İstanbul B.B.) : Tıpkı Balili gibi Sivasspor için önemli bir kayıp. Belediye'ye büyük katkı yapar diye düşünüyorum.

Taner Gülleri (Kocaelispor -> İstanbul B.B.) : Bedelsiz alınması ve geçen sezonki futboluna bakınca ilerleyen yaşına rağmen çok iyi transfer.

Isaac Promise (Trabzonspor -> Manisaspor) : Sürati ve son vuruşlardaki başarı oranının düşüklüğü ile bana Youla'yı hatırlatan bir oyuncu. Ama yine de Manisaspor'a katkı sağlayacaktır.

Ersen Martin (Recreativo -> Sivasspor) : Elde Mehmet Yıldız gibi bir futbolcu varken ne kadar doğru bir transfer olduğu tartışılır. Hoş, Mehmet Yıldız'ın oynamadığı dönemde de takıma pek bir katkısı olduğu söylenemez.

Engin Baytar (Gençlerbirliği -> Trabzonspor) : Bana göre Trabzonspor'un bu sezon yaptığı en iyi transfer.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

27 Ağustos 2009 Perşembe

Efsane Goller #10

Serinin 10. golü bir başka büyük 10 numara olan Fenerbahçe'nin Brezilyalı yıldızı Alex'ten.

Tarih 12 Aralık 2007. Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nde grubun son maçında bir önceki yılın UEFA kupası ve Rus Ligi şampiyonu CSKA Moskova'yı ağırlıyor. Fenerbahçe kazanması halinde tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkmayı başaracak.

Maçın 30. dakikasında CSKA Moskova sol taraftan Caner'le geliyor. Caner'in yaptığı ortayı o yılın sabıkalı ismi Edu, ters bir vuruşla Fenerbahçe ağlarına gönderiyor. Tam moraller alt üst olmuşken sahneye Alex çıkıyor. Savunmadan seken topu kontrol edip ceza sahası dışından sol ayağıyla topu 90 diye tabir ettiğimiz bölgeye gönderiyor (Bu tabiri de hep kullanmak istemişimdir). İlk yarı bitmeden, o yılın Şampiyonlar Ligi asist kralı Alex, bu kez önce Semih'le verkaça giriyor, ardından da Uğur'a al da at diyor ve Fenerbahçe 2-1 öne geçiyor. 2. yarıda Uğur'la bir gol daha bulan Fenerbahçe maçı 3-1 kazanarak Şampiyonlar Ligi'nde tur atlıyor.

Bu golün gönlümdeki yeri ayrı. Hem çok kritik bir gol olduğu için hem de stadyumda canlı canlı izleme fırsatı bulduğum için.



Efsane Goller Yazı Dizisi

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Platini Şansı

Yarın Şampiyonlar Ligi kuraları çekilecek. Beşiktaş son sıradan da olsa üçüncü torbada yer almayı başardı. Beşiktaş'ın Platini'ye 2 kere teşekkür etmesi gerek. Güçlü ülkelerin takımlarını birbirine kırdıran, zayıf ülkelerinin şampiyonlarının ayrı bir yoldan Şampiyonlar Ligi'ne gelmelerini sağlayan yeni sistem Beşiktaş'a hem 3. torbanın yolunu açtı hem de 4. torbanın zayıf ekiplerden oluşmasını sağladı. Beşiktaş 4. torbadan Wolfsburg'u çekmezse rahat bir şekilde ilk 3'e girer. Teknik direktör Mustafa Denizli olunca hemen "0" çekme senaryoları yazılmaya başlandı. Bense tam aksini düşünüyorum. İyi bir kura ve fikstür ile Mustafa Denizli de sistemini oturttuğu takdirde Beşiktaş gruplardan çıkabilir. Daha önce de yazmıştık. Bu sene toplanacak her puan altın değerinde. Fenerbahçe ve Galatasaray'dan UEFA Avrupa Ligi'nde beklentim yüksek. Beşiktaş da Şampiyonlar Ligi'nde onlara katkı yapabilir.

Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Şampiyona avantaj sağlayan sistem 2.'ye ise adeta Şampiyonlar Ligi'nin kapılarını tamamen kapatıyor. Hoş, Sivasspor bu seneki haliyle o kapılar açık da olsa giremeyecekti ama bundan sonraki yıllarda da aynı sorun devam edebilir. Özetle şampiyonlarımızın gruptan çıkma şanslarının çok daha yüksek olacağı, ikincilerimizin ise Şampiyonlar Ligi'ne girmek için Avrupa'nın üst düzey takımlarını elemek zorunda kalacağı yıllar bizi bekliyor. Bu arada ilk 9'a girsek de bu noktada pek bir avantajımız olmayacak. UEFA Avrupa Ligi'ne 4 takımla gideceğiz ama ikincimiz Şampiyonlar Ligi için yine üst düzey takımlarla eleme maçı oynayacak. Avantajımız ise 2 yerine 1 ön eleme oynamak olacak.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Andre Santos ve Elano

Sakatlık ya da herhangi bir talihsizlik yaşamamaları halinde bu futbolcuların bu sezona damga vurmaması sürpriz olur. Her ikisi de şu anda Brezilya milli takımının futbolcusu ve kim ne derse desin bu adamların kafalarındaki en önemli şey 2010 Dünya Kupası'nda milli formayı giymek. Hedef Brezilya Milli takımının bir parçası olmak olunca, rekabetin ne kadar fazla olduğunu çok iyi bilen bu iki futbolcu bu sezon limitlerini zorlamaları gerektiğinin farkındalar. Daha ilk haftalardan attıkları gollerle de bize keyifli dakikalar yaşatmaya başladılar.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Rövanşlar Formalite

Fenerbahçe ve Galatasaray işi ilk maçtan bitirirken, Trabzonspor ve Sivasspor ise kendi evlerinde 3'er gol yiyerek ilk maçtan havlu attılar. Daha önce de yazmıştık. Fenerbahçe ve Galatasaray, bu yıl en üstü hedeflemeliler. Onların toplayacağı puanlara ihtiyacımız var. Sivasspor ya da Trabzonspor'dan biri de onlara eşlik edebilseydi daha güzel olurdu. Artık onlara düşen görev rövanş maçlarından puan alıp, ülke puanına katkıda bulunarak Avrupa'ya veda etmek.

Hedef 4

Takımlarımızın bu sezon UEFA Avrupa Ligi'nde göstereceği performansın ne kadar önemli olduğunu blogda daha önce yazmıştık. Uzun sürmesini umduğumuz yolculuğa bu gece başlıyoruz. Hedef 4 takımımızın birden tur atlayıp gruplara kalması. Bu, Avrupa'da en az 24 maç daha oynamak anlamına geliyor.
Blog Widget by LinkWithin