Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2010 Pazartesi

Nefret Kültürü

Belki bu yazı blog tarihinin en taraflı yazısı olacak ama somut örnekler vereceğimden de kimsenin şüphesi olmasın. Dün akşamdan bu yana göz gezdirdiğim birçok sanal platformda (özellikle de hem yazdığım hem de fırsat buldukça okuduğum ekşi sözlükte) Fernerbahçe'ye, taraftarına, başkanına, yönetimine, futbolcusuna inanılmaz saldırılar ve suçlamalar okuyorum. Ezik, çirkef, futboldan anlamayan gibi tabirler kullanılıyor ki bunların tamamı alınan mağlubiyetin yarattığı hazımsızlığın sonucu.

İşin garibi (aslında pek de garip değil yıllardır alışılagelmiş bir durum bu) maçın taraflarından biri olmayan Galatasaray taraftarının da en az Beşiktaş taraftarı kadar saldırgan bir tutum sergilemesi. Kimse kusura bakmasın ama bu öfke, nefret ve saldırgan tutumun ardındaki en önemli sebep Fenerbahçe'nin son 21 maçta 16 kez yenerek ezeli rakiplerine karşı ezici bir üstünlük kurması. Amatör branşlarda rakiplerinin açık ara önünde olması da ciddi bir rahatsızlık yaratmaya başladı belli bir kesimde.

Dün bir kez daha gördüm ki Fenerbahçe'yi diğer büyük takımlardan ayıran en önemli özellikler hiçbir zaman hiçbir takımla ittifak kurma gereği duymaması ve taraftarlarının başka takımlara olan nefretinin hiçbir zaman Fenerbahçe sevgisinin önüne geçmemesi. Bunun özellikle altını çizmek gerek. Etrafta o kadar garip taraftarlar var ki adamlar Beşiktaşlı ya da Galatasaraylı değil Antifenerli. Bu nasıl bir taraftarlık anlamak mümkün değil. Fenerbahçe'nin en sevdiğim özelliklerinden biri de her zaman kendi göbeğini kendi kesmesi. Başka takımların attığı gollerle şampiyon olmamıştır Fenerbahçe (Şampiyonluk yolundaki rakibine her 2 maçta da yenilip ondan sonra Denizli'den gelen gol haberiyle şampiyonluk turu atmamıştır). Hep kendi işini kendi görmüştür. 95/96 sezonunda şampiyon olurken şampiyonluk yolundaki rakibi Trabzonspor'u ligin son haftalarında deplasmanda 2-1 yenerek liderliği almış ardından da şampiyon olmuştur. 2000/2001 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Galatasaray'ı evinde 2-1 yenerek liderliği almış ve ardından şampiyon olmuştur. 2003/2004 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Beşiktaş'ı deplasmanda 3-0 yenerek şampiyonluğa yürümüştür. 2004/2005 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Galatasaray'ı evinde 1-0 yenerek o maçta şampiyonluk turu atmıştır. 2005/2006 sezonunda şampiyonluk yolundaki rakibi Galatasaray'ı her 2 maçta da yenmesine rağmen (sezonun 2. yarsındaki maçı 4-0 kazanırken 3 topu da direkten dönmüştür) şampiyonluğu verdi. 2006/2007 sezonunda şampiyonluk yolundaki tüm rakiplerini yenmiş derbi maçlarda yenilgi yüzü görmemiştir. Eğer ortada bir çirkeflik varsa o da her şampiyonluğunu şampiyonluk yolundaki rakibini yenerek alan bu takımın şampiyonluklarına dil uzatmaktır.

29 Mart 2010 Pazartesi

Derbinin Ardından

Maçtan önce Lugano'nun dönüşüyle yeniden düzene giren ve 4 maçtır kalesini gole kapatan Fenerbahçe savunmasından bahsetmiştik. Dün akşam orta saha da takım savunmasına önceki maçlara göre çok daha fazla katkı yapınca Fenerbahçe oyunda sağladığı üstünlüğü skora da yansıtarak çok kritik bir galibiyet aldı.

Galatasaray tarafında ise hücum bölgesine yapılan transferlerle dikkatlerden kaçan orta saha zaafiyeti dün akşam bir kez daha ortaya çıktı. Alınan sonuç ise hem takımın hem taraftarın şampiyonluğa olan inancını yok denecek kadar azalttı.

Sonuç olarak çok keyifli bir şampiyonluk yarışı bizi bekliyor.

28 Mart 2010 Pazar

Derbi Zamanı

Derbinin başlamasına çok kısa bir süre kala hepimizin heyecanı en üst seviyeye ulaştı. Bursa'nın yenilgisiyle daha da önemli hale gelen bu büyük maç öncesi gönül verdiğim ve son 2 lig maçını tribünden izlediğim Fenerbahçe ile ilgili ne çok umutlu ne de çok umutsuzum. Hücum zenginliği açısından oynanan futbolun yalnız beni değil hiçbir Fenerbahçe taraftarını tatmin etmediği kesin. Ancak Lugano'nun dönüşüyle birlikte son 4 maçta kalesini gole kapatan Fenerbahçe'de savunma düzenin yeniden oturmaya başladığı gerçeğini de es geçmemek lazım. Derbilerde Galatasaray'a karşı kurulan psikolojik üstünlük avantaj, maçın Ali Sami Yen'de olması da bir dezavantaj olarak görülürse şanslar birbirine çok yakın. Güzel bir maç olması dileğiyle...

Not: Fotoğraf Fenerbahçe'nin ligde oynadığı son karşılaşma olan Gaziantepspor maçından.

10 Mart 2010 Çarşamba

Only a Game?

Geçtiğimiz Cumartesi günü üniversiteden bir arkadaşımla birlikte Taksim'deki UEFA Futbol Sergisi'ni gezdik. Taksim'deki Cumhuriyet Sanat Galerisi'nde 21 Ocak'ta açılan sergi 30 Nisan'a kadar sürecek. Giriş sadece 2,5 TL. Benim gibi futbola meraklı olanların gidip görmesinde yarar var. Şampiyonlar Ligi ve Kupa Galipleri Kupaları, efsanevi oyuncu Puskas'ın forması ve yarısı Galatasaray'da yarısı da Fenerbahçe'de bulunan 1958 yılının Başbakanlık Kupası bana göre serginin en ilgi çekici eserleriydi. Fakat Puskas'ın formasını öyle bir yere koymuşlar ki biz nerede bu Puskas'ın forması diye konuşurken bunu duyan görevli bizi uyarıp kenarda köşede kalan ve küçücük deliklerin içinden bakabildiğimiz formayı göstermese fark etmeden geçip gidecektik. Görevliden öğrendiğimiz kadarıyla sergiyi gezenlerin çoğu yerlerinden dolayı bu eserlerin farkına bile varmadan geçip gidiyormuş maalesef.






















19 Eylül 2009 Cumartesi

Biz Yokken Neler Oldu

Milli takım Kayseri'de Estonya'yı zorlanarak yenerken, Bosna deplasmanında Dünya Kupası ümitlerimizi tüketti. Olur da Bosna hem Estonya hem de İspanya maçlarında puan kaybeder, biz de hem Belçika deplasmanında hem de Ermenistan maçında kazanırsak ve bütün bunlar olurken en kötü grup ikincisi olmamayı başarabilirsek bu iş olacak. Bu iş olacak dediğim şey baraj maçı oynayacak olmamız. Yani bu kadar zor ihtimalin gerçekleşmesi halinde bile bizi oldukça zorlu 2 maç bekliyor olacak. Neyse kıscası artık bu iş çok zor ve bunu söylemek bile insanı kahrediyor.

Fenerbahçe ve Galatasaray ligde 5'te 5 yaptılar. Savunmasındaki zaaflara rağmen Galatasaray daha bir sağlam adımlar atıyor sanki. Bu sezon ligin bu ikili arasında geçeceği git gide belirginleşiyor.

ABD Açık'ta Kim Clijsters çocuk da yaparım kariyer de dedi. Benim açımdan ise önemli olan Wozniacki'nin finale çıkmasıydı. Güzelliğine ve stiline hayran olduğum Wozniacki'den bu kadar çabuk bir Grand Slam finali beklemiyordum. Bu beni çok sevindirdi. Erkeklerde ise Del Potro Federer'in hanedanına son vererek büyük bir başarıya imza attı.

12 Dev Adam'a daha sonra ayrıntılı olarak değineceğim. Şimdilik söyleyebileceğim ise çok üzgün olduğum. Gerçekten çok yazık oldu.

Beşiktaş, iyi bir Beşiktaş olsa yenebileceği bir Manchester United'a 1-0 mağlup oldu. Galatasaray gruptaki en zor maçını çok kolay kazandı. Fenerbahçe ise hiç istenmeyen bir başlangıç yaptı.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Efsane Goller #14

Serinin 14. golü şimdilerin yorumcusu, bir dönemin vazgeçilmez sol beki Hakan Ünsal'dan.

Tarih 27 Eylül 2000. Galatasaray Şampiyonlar Ligi grup maçında Tugay'lı Glasgow Rangers'ı konuk ediyor. Golsüz biten ilk yarının ardında ikinci yarının başında Bülent Akın ev sahibi ekibi 1-0 öne geçiriyor. Çok geçmeden Hakan Ünsal yaklaşık 30 metreden sol ayağının dışıyla öyle bir vuruyor ki ortaya gidecek gibi olan top son anda falso alıp kalecinin üzerinden sol köşeye gidiyor. Bu muhteşem golün ardından Jardel'le 3-0'ı yakalayan Galatasaray son dakikalarda yediği 2 gole rağmen maçı 3-2 kazanmayı başarıyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

28 Ağustos 2009 Cuma

Transferler Üzerine Kısa Kısa - Türkiye


Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. Öncelikle Türkiye ile başlayalım.

Darius Vassel (Manchester City -> Ankaragücü) : Bu transfer hakkında blogda daha önce birşeyler yazmıştım. Bence çok önemli bir transfer. Bonservis bedeli ödenmeden gerçekleşmesi de önemli. Ligde şimdilik 1 golü var ancak özetlerden gördüğüm kadarıyla oldukça istekli ve agresif oynuyor. 10-15 arası gol bulacağını tahmin ediyorum.

Pini Balili (Sivasspor -> Antalyaspor) : Hızıyla akıllarda yer eden bir forvet. Zico bile onun için Türkiye'nin en hızlı adamı demek zorunda kalmıştı. Sivasspor'a da sonradan oyuna girerek de olsa önemli katkı yapıyordu. Bence Antalyaspor'a faydalı olur. Sivas, zaten gönderdiği futbolcuların eksikliğini hissetmeye başladı bile.

Nihat Kahveci (Villareal -> Beşiktaş) : Nihat'ın eski formunda olmadığı ortada. Ama kimse eski günlerine dönemeyeceğini de iddia edemez. Ancak Beşiktaş'ın mevcut sistemine bakınca ihtiyaç duyulanın Nihat olmadığını rahatlıkla görüyoruz. Sanki sisteme uygun olarak değil de misilleme yapmak amacıyla gerçekleştirilmiş bir transfer Nihat. Tıpkı geçen sezonki Emre gibi askerlik nedeniyle sezon öncesi hazırlıklarına geç başlaması da önemli bir sorun.

Rodrigo Tabata (Gaziantepspor -> Beşiktaş) : Bu transfer hakkında bugün blogda uzunca bir yazı yazdık. Daha fazla birşey söylemeye gerek yok. Maliyetiyle, büyük takımlarımızın hatalı transfer politikalarının en yeni ve en güzel örneklerinden biri.

İsmail Köybaşı (Gaziantepspor -> Beşiktaş) : Yüksek maliyetli ancak gelecek vaat eden bir futbolcu. Onun başarılı olmasını çok istiyorum. Milli takım, Gökhan Gönül'le savunmanın sağını uzun yıllar garanti altına aldı. Aynı şey savunmanın solunda da İsmail için olsa ne güzel olur.

Michael Fink (E. Frankfurt -> Beşiktaş) : Bonservis bedeli ödenmeden alınması önemli. Ancak ilk maçlar itibarıyla Ernst kadar faydalı olamayacak gibi duruyor.

Matteo Ferrari (Genoa -> Beşiktaş) : Bence çok önemli transfer. Defans oyuncusu ve İtalyan. Daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı.

Burak Yılmaz (Fenerbahçe -> Eskişehirspor) : Daum'un en sevdiğim özelliği takıma katkı sağlamayacak adamları gönderip, kadroda gereksiz bir şişkinlik yaratmaması. İlk geldiğinde de Hakan Bayraktar, Erhan Albayrak gibi adamları göndermişti. Ali Bilgin'i nasıl es geçti onu anlayamadım.

Ümit Karan (Galatasaray -> Eskişehirspor) : Birkaç kere keşke Fener'e gelse dedirtmişti bana Ümit Karan. Kısa süreli Ankaraspor macerasını hatırlıyorum da Eskişehir'de iş yapar gibi geliyor bana.

Mehmet Topuz (Kayserispor -> Fenerbahçe) : Tabata için söylediklerimin aynısı Mehmet Topuz için de geçerli. Faydalı olsa da olmasa da değerinin çok üzerinde bir bedel ödenerek yapılmış bir transfer.

Bilica (Sivasspor -> Fenerbahçe) : Geçen sezon ligde en beğendiğim defans oyuncusuydu. Ancak 31 yaşında olması, yabancı olması ve Lugano ile birbirlerini tamamlamamaları gibi nedenlerden dolayı doğru transfer olduğunu söylemek zor.

Andre Santos (Corinthians -> Fenerbahçe) : Çok doğru bir transfer. Elano ve Andre Santos hakkında blogda bir şeyler yazmıştık. Andre Santos, şu ana kadar kaliteli bir futbolcu olduğunu gösteri. 2010'da Brezilya formasıyla Güney Afrika'da olmak istediğinden bu sezon kötü oynama lüksü yok. Fenerbahçe'ye bu sezon büyük katkısı olur. Dünya Kupası'nda dikkat çekici bir performans gösterirse Fenerbahçe'ye baya bir para kazandırır.

Cristian Oliveira (Corinthians -> Fenerbahçe) : Mevkisi itibariyle henüz net bir şey söylemek için çok erken ama Maldonado ve Josico'dan iyi olduğu ortada. Aurelio gibi zaman zaman ileri çıkarak hücuma katkıda bulunacak gibi görünüyor.

Özer Hurmacı (Ankaraspor -> Fenerbahçe) : Onun da bonservis bedeli çok fazla. Kalitesinden şüphem yok ancak kadroda yer bulmak istiyorsa çok çalışmalı. Özer'in en büyük şansı Aykut Kocaman'ın sportif direktör olması. Aykut'un yol göstereciliğinde Özer, Fenerbahçe'ye katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Elano Blumer (Manchester City -> Galatasaray) : Andre Santos için söylediklerim onun için de geçerli. Bu sezon başarılı olamama gibi bir lüksü yok. Galatasaray'a büyük katkı yapacaktır.

Gökhan Zan (Beşiktaş -> Galatasaray) : Bonservis bedeli ödemeden milli bir futbolcuyu transfer eden bir takıma kötü transfer yaptınız demek haksızlık olur. Ama bence Gökhan Zan, Galatasaray'ın 11'ini hak eden bir futbolcu değil.

Abdul Kader Keita (Lyon -> Galatasaray) : Takımın sisteminin gerektirdiği ve ihtiyaç duyulan bir mevkiye yapıldığı için başarılı olsa da olamasa da bence çok doğru transfer. Zaten başarılı olmaması zor gibi görünüyor.

Herve Tum (Sivasspor -> İstanbul B.B.) : Tıpkı Balili gibi Sivasspor için önemli bir kayıp. Belediye'ye büyük katkı yapar diye düşünüyorum.

Taner Gülleri (Kocaelispor -> İstanbul B.B.) : Bedelsiz alınması ve geçen sezonki futboluna bakınca ilerleyen yaşına rağmen çok iyi transfer.

Isaac Promise (Trabzonspor -> Manisaspor) : Sürati ve son vuruşlardaki başarı oranının düşüklüğü ile bana Youla'yı hatırlatan bir oyuncu. Ama yine de Manisaspor'a katkı sağlayacaktır.

Ersen Martin (Recreativo -> Sivasspor) : Elde Mehmet Yıldız gibi bir futbolcu varken ne kadar doğru bir transfer olduğu tartışılır. Hoş, Mehmet Yıldız'ın oynamadığı dönemde de takıma pek bir katkısı olduğu söylenemez.

Engin Baytar (Gençlerbirliği -> Trabzonspor) : Bana göre Trabzonspor'un bu sezon yaptığı en iyi transfer.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Platini Şansı

Yarın Şampiyonlar Ligi kuraları çekilecek. Beşiktaş son sıradan da olsa üçüncü torbada yer almayı başardı. Beşiktaş'ın Platini'ye 2 kere teşekkür etmesi gerek. Güçlü ülkelerin takımlarını birbirine kırdıran, zayıf ülkelerinin şampiyonlarının ayrı bir yoldan Şampiyonlar Ligi'ne gelmelerini sağlayan yeni sistem Beşiktaş'a hem 3. torbanın yolunu açtı hem de 4. torbanın zayıf ekiplerden oluşmasını sağladı. Beşiktaş 4. torbadan Wolfsburg'u çekmezse rahat bir şekilde ilk 3'e girer. Teknik direktör Mustafa Denizli olunca hemen "0" çekme senaryoları yazılmaya başlandı. Bense tam aksini düşünüyorum. İyi bir kura ve fikstür ile Mustafa Denizli de sistemini oturttuğu takdirde Beşiktaş gruplardan çıkabilir. Daha önce de yazmıştık. Bu sene toplanacak her puan altın değerinde. Fenerbahçe ve Galatasaray'dan UEFA Avrupa Ligi'nde beklentim yüksek. Beşiktaş da Şampiyonlar Ligi'nde onlara katkı yapabilir.

Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Şampiyona avantaj sağlayan sistem 2.'ye ise adeta Şampiyonlar Ligi'nin kapılarını tamamen kapatıyor. Hoş, Sivasspor bu seneki haliyle o kapılar açık da olsa giremeyecekti ama bundan sonraki yıllarda da aynı sorun devam edebilir. Özetle şampiyonlarımızın gruptan çıkma şanslarının çok daha yüksek olacağı, ikincilerimizin ise Şampiyonlar Ligi'ne girmek için Avrupa'nın üst düzey takımlarını elemek zorunda kalacağı yıllar bizi bekliyor. Bu arada ilk 9'a girsek de bu noktada pek bir avantajımız olmayacak. UEFA Avrupa Ligi'ne 4 takımla gideceğiz ama ikincimiz Şampiyonlar Ligi için yine üst düzey takımlarla eleme maçı oynayacak. Avantajımız ise 2 yerine 1 ön eleme oynamak olacak.

25 Ağustos 2009 Salı

Gereksiz Bilgiler #10

Seri penaltılara devam. En çok penaltı atılan seri penaltı mücadeleleri:

2005 yılında Namibya Kupası'nda KK Palace 17 Civics 16 (Toplam 48 penaltı atışı yapılmış).

1988 yılında Arjantin Ligi'nde Argentinos Juniors 20 Racing Club 19 (Toplam 44 penaltı atışı yapılmış).

1996 yılında Türkiye Kupası'nda Gençlerbirliği 17 Galatasaray 16 (Toplam 34 penaltı atışı yapılmış).

Sonuncusunu birçok kişi hatırlıyordur. Galatasaray'ın kalesini Hayrettin'in koruduğu dönemler. Hayrettin, maçtan sonra "Ne var 18 gol yemişsem? Gençlerbirliği kalecisi de 17 gol yedi. Herkes onu kahraman yapıp, beni suçluyor. Aslında maçın geneline bakarsanız takımımın en iyisi bendim." diyerek kendini savunmuştu.

Gereksiz Bilgiler Yazı Dizisi

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Andre Santos ve Elano

Sakatlık ya da herhangi bir talihsizlik yaşamamaları halinde bu futbolcuların bu sezona damga vurmaması sürpriz olur. Her ikisi de şu anda Brezilya milli takımının futbolcusu ve kim ne derse desin bu adamların kafalarındaki en önemli şey 2010 Dünya Kupası'nda milli formayı giymek. Hedef Brezilya Milli takımının bir parçası olmak olunca, rekabetin ne kadar fazla olduğunu çok iyi bilen bu iki futbolcu bu sezon limitlerini zorlamaları gerektiğinin farkındalar. Daha ilk haftalardan attıkları gollerle de bize keyifli dakikalar yaşatmaya başladılar.

21 Ağustos 2009 Cuma

Efsane Goller #6


Serinin 6. golü Türkiye'ye gelen en iyi yabancı futbolculardan biri, Karpatların Maradonası Hagi'den.

Tarih 30 Eylül 1998. İlk maçında Torino deplasmanında Juventus'la 2-2 berabere kalan Galatasaray, o yıllarda sıkça giydiği gri forması ile Şampiyonlar Ligi'nde gruptaki 2. maçında Athletic Bilbao'nun karşısına çıkıyor. Ali Sami Yen'de ilk yarı Okan Buruk ve Ismael Urzaiz'in arka arkaya gelen golleriyle 1-1 sona eriyor. 2. yarıda her iki takım da istediği golü bulamadan dakikalar 90'a geliyor. Kayıp zamanın ilk dakikasında Bilbao, kontraya çıkmak üzereyken Tugay nefis bir müdahale ile topu rakipten söküp alıyor, karşısına gelen rakip oyuncudan sıyrılıp topu sol taraftaki Hagi'ye veriyor. Hagi, topa öyle bir vuruyor ki sol taraftan, sol ayağıyla sol köşeye golü atıp, o anı birçok futbolseverin hafızasına kazıyor. Kaleci o köşeyi kapatmasına rağmen, topun son anda aldığı falso karşısında çaresiz kalıyor. Bu son dakika golü Galatasaray'a galibiyeti getiriyor. Ancak hikayenin sonu talihsiz bitiyor. Galatasaray, gruptaki son maçında bu kez Bilbao deplasmanında şanssız bir golle 1-0 mağlup oluyor ve grubu Juventus'un ardından 2. sırada tamamlıyor. O yıl 4'erli 6 gruptan oluşan Şampiyonlar Ligi'nde tur atlamak için grup lideri olmak ya da en iyi 2 ikinciden biri olmak gerektiğinden Galatasaray Avrupa'ya veda ediyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

20 Ağustos 2009 Perşembe

Rövanşlar Formalite

Fenerbahçe ve Galatasaray işi ilk maçtan bitirirken, Trabzonspor ve Sivasspor ise kendi evlerinde 3'er gol yiyerek ilk maçtan havlu attılar. Daha önce de yazmıştık. Fenerbahçe ve Galatasaray, bu yıl en üstü hedeflemeliler. Onların toplayacağı puanlara ihtiyacımız var. Sivasspor ya da Trabzonspor'dan biri de onlara eşlik edebilseydi daha güzel olurdu. Artık onlara düşen görev rövanş maçlarından puan alıp, ülke puanına katkıda bulunarak Avrupa'ya veda etmek.

Hedef 4

Takımlarımızın bu sezon UEFA Avrupa Ligi'nde göstereceği performansın ne kadar önemli olduğunu blogda daha önce yazmıştık. Uzun sürmesini umduğumuz yolculuğa bu gece başlıyoruz. Hedef 4 takımımızın birden tur atlayıp gruplara kalması. Bu, Avrupa'da en az 24 maç daha oynamak anlamına geliyor.

Efsane Goller #4

Serinin 4. golü futbolculuğu döneminde takımına kazandırdığı penaltılarla çok tartışılan bir isim olan Arif Erdem'den.

Tarih 20 Ekim 1993. Bir önceki turda İrlanda'dan Cork City'i eleyen Galatasaray'ın rakibi dünya devi Manchester United. Turu geçen taraf, o zamanlar 8 takımdan oluşan Şampiyonlar Ligi'ne katılacak. İlk maç İngiltere'de. Dönemin uğurlu kanalı TGRT karşılaşmayı naklen yayınlıyor. Maçı anlatan ise tanıdık bir isim : Ümit Aktan. Manchester United henüz maçın başında arka arkaya 2 gol buluyor. Erken gelen goller sonrası, rakip de İngiliz olunca 8 yediğimiz maçlar geliyor akıllara. Ama o andan itibaren maç bambaşka bir şekle bürünüyor. 16. dakikada Arif, ceza sahası dışından sağ ayağıyla müthiş bir şut çıkartıyor. Her zamanki gibi birkaç adım önde olan Schmeichel, uçsa da topu kurtaramıyor ancak bu uçuşuyla gole estetik katmayı başarıyor. Bu olağanüstü gole en güzel yorumu ise maçı analtan Ümit Aktan getiriyor: "Schmeichel değil, bütün Michael'lar gelse o topu ordan alamazdı". Arif'in golü Galatasaray'ı ateşliyor ve takım Old Trafford'da 2-0 geriye düştüğü maçta 3-2 öne geçmeyi başarıyor. Eric Cantona son dakikalarda attığı golle skoru 3-3'e taşırken Galatasaray'ın Manchester United'a Avrupa kupalarında sahasındaki ilk yenilgisini tattırmasına engel oluyor. Bu gururu yaşamak birkaç yıl sonra bir başka Türk takımına kısmet oluyor. Galatasaray ise rövanş maçında elde ettiği 0-0'lık skorla Şampiyonlar Ligi'ne kalan ilk Türk takımı olmayı başarıyor.


Efsane Goller Yazı Dizisi

9 Ağustos 2009 Pazar

FC Levadia Tallinn

Henüz 10 yaşında olmasına rağmen 6 lig Şampiyonluğu, 6 Estonya Kupası, 3 de Estonya Süper Kupası kazanmış bir takım. Kurulduğu sezon şampiyon olarak birinci lige çıkan Levadia 1. ligdeki ilk sezonunda da şampiyon olmayı başarmış. Avrupa kupalarındaki en büyük başarıları ise 2006-2007 sezonunda UEFA Kupası'nda 1. Tura yükselmeleri. O yıl ön elemelerde Finlandiya'dan Haka'yı ve Hollanda'dan Twente'yi elemeyi başarmışlardı. Bu yıl ise Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde Polonya ekibi Wisla Krakow'u eledikten sonra Macar Debrecen'e her iki maçta da 1-0 yenilerek UEFA Avrupa Ligi'nin yolunu tuttular.
Levadia, Estonya Milli takımının da maçlarını oynadığı 4750 kişilik Kadrioru Stadyumu'nu kullanıyor. Hatırlayacağınız gibi milli takımımız Dünya Kupası elemelerinde bu stadda 2 puan bırakmıştı. Levadia'nın kadrosunda sadece 4 yabancı futbolcu (3 Rus, 1 Finlandiyalı) var. Rus Nikita Andreev, takımın en dikkat çekici ismi. Henüz 20 yaşında olmasına rağmen Levadia forması ile çıktığı 92 maçta 69 gol kaydetmiş. Rusya'nın 19 yaş altı milli takımında da görev yapmış bu futbolcu ileride sıçrama yapabilir.

FC Sion

Sion, İsviçre'nin köklü kulüplerinden biri. Bu sene 100. yıllarını kutluyorlar. İsviçre Ligi'nde sadece 2 şampiyonluğu (1992 - 1997) bulunan Sion, İsviçre kupasını ise sonuncusu geçen yıl olmak üzere tam 11 kez kazanmış bir ekip. Geçtiğimiz sezonu ligde 7. sırada tamamlamalarına rağmen, kazandıkları kupa onları Avrupa Ligi'ne taşıdı. Takımın başında 45 yaşındaki Fransız teknik adam Didier Tholot var. Maçlarını 16500 kişilik Stade Tourbillon'da oynuyorlar. Sadece 6 İsviçreli futbolcunun yer aldığı kadrolarındaki dikkat çekici tek isim 31 yaşındaki Belçikalı Emile Mpenza.
Ne olursa olsun 2 sezon önce kendi evlerinde Galatasaray'a karşı yaptıkları başlangıçla boş bir takım olmadıklarını gösterdiler. Tabi daha sonra Galatasaray, ağırlığını koyup turu rahat bir şekilde geçti. Fenerbahçe de büyük ihtimalle turu geçip gruplara kalacaktır. Ancak karşılarındaki takımın Honved kadar zayıf bir ekip olmadığını da unutmamaları gerekiyor.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Hollanda ve Portekiz

Bu sezon, bu iki ülkenin takımlarının Avrupa kupalarındaki performanslarını daha dikkatli takip etmekte fayda var. Bunun nedeni, bir sonraki sezonda Avrupa kupalarına katılacak takımlarımızın sayısını belirleyen sıralamada ilk 9 yolundaki rakiplerimizin bu ülkeler olması. Şu andaki sıralamaya şuradan ulaşmak mümkün. İlk 9'a girmek demek, Avrupa kupalarına 5 yerine 6 takımla katılmak demek. Bu nedenle her maç çok önemli. Örneğin hepimizin prestij maçı diye baktığı dün akşamki müsabakada Sivasspor'un Anderlecht'i mağlup etmesi önemli bir kazanç. Fenerbahçe ve Galatasaray, çok daha rahat yüksek puanlar toplayabilecekleri Avrupa Ligi'nde mücadele ediyorlar. Yolun sonuna kadar gitmek için ellerinden geleni yapmalılar. Zira bizim gibi ülkeler için bu sıralamada yükselmenin yolu büyük ölçüde eski adıyla UEFA kupası yeni adıyla UEFA Avrupa Ligi'nden geçiyor. Zaten sıralamada üst basamaklarda yer alan Rusya, Romanya ve Ukrayna'yı görünce bu gerçeği net bir biçimde anlıyorsunuz.

24 Temmuz 2009 Cuma

Maccabi Netanya

Tobol'u eleyen Galatasaray'ın yeni rakibi İsrail'den Maccabi Netanya. 1934 yılında kurulan takımın forma renkleri sarı siyah. Takımın 5 İsrail Şampiyonluğu var.Geçen sezon takımı ünlü Alman futbolcu Lothar Matthaus çalıştırmış ve ligi 4. sırada tamamlayarak UEFA Avrupa Ligi'ne katılmaya hak kazanmışlar. Ancak Matthaus, sezon sonunda takımdan ayrılmış. Şu anda takımı İsrailli teknik adam Nati Azaria çalıştırıyor. Kadrodaki futbolcuların da tamamı İsrailli. Takım tarihinde Avrupa kupalarındaki en büyük başarısını bu sezon UEFA Avrupa Ligi'nde 3. ön eleme turuna çıkarak elde etmiş. Takımın en dikkat çekici özelliği çok genç bir kadrosunun olması. Kadronun 3/4'ü 23 yaş altı futbolcularından oluşuyor ve bu futbolcuların tamamı İsrail'in ilgili yaş kategorilerindeki milli takımlarında oynuyor.

10 Kasım 2008 Pazartesi

08/09 Fenerbahçe - Galatasaray

Yine aylardan Kasım. Maçtan önce Benfica galibiyetinin de etkisiyle özgüveni yüksek olan taraf Galatasaray. Özellikle Galatasaray taraftarının "6 Kasım'ın intikamını 9 Kasım'da 9-0'la alacağız" sözleri ve Hıncal Uluç'un "Galatasaray'dan 2 takım çıkar biri gider İnönü'de Beşiktaş'ı diğeri de Kadıköy'de Fener'i yener" deyip Galatasaray'ın farklı kazanacağını öngörmesi bu özgüvenin göstergesiydi. Fenerbahçe taraftarı ise geçmişten gelen güvenle "Mazlum'u getiren bana" ve "Eşeğe köyde binilir, aslana Kadıköy'de" diyordu. Ben de maça birkaç saat kala muhtemel 11'de Maldonado'nun yer almamasının sevincini doyasıya yaşıyordum. Maç saati gelip çattığında ise bulunduğum yerde maç izleme imkanım yoktu. Bir hareketlenmeler olduğunda yanımdaki arkadaşlarla birlikte mekandaki garson çocuğa ne oldu maçta diye sorduk. Lincoln'un golüyle Galatasaray'ın 1-0 öne geçtiğini söyleyen çocuk, yüzündeki gevrek gülümsemeden anladığım kadarıyla Galatasaraylı'ydı. Bu haberi gülümsemeyle karşılamamızdan (Herhalde yılların getirdiği nasıl olsa kazanırız rahatlığından) Galatasaray'lı olduğumuz gibi bir sonuç çıkartmış olacak ki yukarıda bahsettiğim özgüvenin de etkisiyle çok pis fark atacaz Fenere diye de ekledi. Polemiğe girme gereği duymadık. Bir kaç dakka sonra aynı çocuk üzgün bir şekilde geri geldiğinde ahanda gol attık galiba diye düşünüp "Ne oldu gol mü var maçta?" diye sordum. Selçuk attı 1-1 oldu dedi (Selçuk mu? Ulan oğlum bu çocuk kesin bizimle kafa buluyor). Maçın başlamasından birkaç dakika sonra gelen 2 golün de etkisiyle hemen maçı izleyebileceğimiz bir mekan arayışına girdik. Biz boş bir mekan bulana kadar Emre Aşık çoktan golünü atıp gerçek Fenerbahçeli olmuş, skor da 2-1'e taşınmıştı. Neyse sonunda düzgün bir yere kendimizi attık. Böylece Fenerbahçe'nin her zamanki gibi çubuklu formayla, Galatasaray'ın da bu sene kendisine uğurlu gelen ve çokonat satışlarında patlamaya yol açan turuncu formasıyla maça çıktığını görmüş oldum. Kaya kafalardan muzdarip biçimde ilk yarıyı tamamladıktan sonra ikinci yarı daha düzgün bir yere geçtik. Çok geçmeden de Galatasaray Roberto Carlos'un kullandığı serbest vuruşta tek kişilik baraj kurmanın bedelini ödedi ve durum 3-1 oldu. O sıralarda el değmemiş temiz bir lig isteyen takımın futbolcuları ellerini kullanarak gol bulmak için baya uğraştılar ama bu denemelerin hepsi sarı kart görmeleriyle sonuçlandı. Derken bir de baktık ki dakika 90 olmuş 2 hafta önce klas futbolu ve gözyaşlarıyla geri dönen Deivid bu kez de cilayı çekip yengeç dansına başlamış. Maç bittiğinde ise "Kadıköy'de Fener kötüyse kazanır iyiyse fark olur" tezi çürümüş (3 farklı galibiyeti fark olarak kabul edenler için), güne aşırı özgüvenle başlayan Galatasaray taraftarı ise birkez daha post Kadıköy sendromuna yakalanmıştı.
Blog Widget by LinkWithin