Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2010 Pazar

Final Maçı Öncesi

O kadar heyecenalıyım ki uzun uzadıya bir şeyler yazamıyorum. Tek isteğim 12 Dev Adam'ın top kayıplarını minimum seviyede tutabilmesi ve dün şampiyonada en kötü maçını oynayan Ersan'ın bugün iyi bir maç çıkarması. Bu ikisi bizi Dünya Şampiyonluğuna taşıyabilir. Söylemek bile keyif veriyor. Dünya Şampiyonluğu.

Bu akşam Türk spor tarihinin en önemli maçına çıkıyoruz. Umarım kazanıp 12 Dev Adam'ın adını Dünya spor tarihine altın harflerle yazdırırız. Umarım...

11 Eylül 2010 Cumartesi

Sırbistan Maçı Öncesi

12 Dev Adam'ın yarı finale gelene kadar gösterdiği performans, 1992 Barcelona'daki Dream Team'i hatırlatan bir performans oldu. Tabi bundan sonrasının bu kadar kolay olmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yarın sabah Türk spor tarihinin en önemli gününe uyanmak için önümüzdeki tek engel Sırbistan. Peki Sırbistan'ı önceki rakiplerimize göre daha dişli kılan özellikler neler?

Bence en önemli artıları pota altını şu ana kadar oynadığımız rakiplerin tamamından daha iyi kullanabilmeleri. Savunma dirençleri de şimdiye kadar oynadığımız takımlardan yüksek. Ancak bizim şu ana kadar gösterdiğimiz savunma direnci turnuvadaki takımlarının tamamının çok çok üzerinde. Beni en çok korkutan özellikleri ise tıpkı bizim gibi komple bir takım olmaları. 7-8 kişi ile değil 12 oyuncuyla oynayan bir takım ve bu 12 oyuncudan herhangi biri hiç beklenmedik bir katkı yapabilir. Açıkçası, Spanolis'i, Dragic'i ve Lakovic'i sahadan silen Ömer Onan ve Sinan Güler'in Teodosic'i de büyük ölçüde kitleyebileceğine inancım tam. Beni korkutan Macvan, Savanovic, Velickovic gibi normalde bu takımın yıldızı gibi görünmeyen ekstra oyuncuların yapacağı katkılar. Özellikle Scepanovic'in 2001'de yaptıklarını hatırlayınca bu korkum biraz artsa da şu ana kadar oynadığımız basketbolun tüm korkuları yok edebilecek kadar üst düzey olduğunu da unutmamak lazım.

Bir de Sırplara karşı psikolojik bir dezavantajımız olur mu sorusu takılıyor kafama. 2001'de Abdi İpekçi'de Avrupa Şampiyonluğu'nu son çeyrekte elimizden alan, 2006'da da İzmir'de önüne geleni farklı yenen Ersan'lı, Semih'li, Oğuz'lu, Ömer'li, Cenk'li takıma final maçında üstünlük sağlayıp Avrupa Ümitler Şampiyonu olan Yugoslavya ve Sırbistan Karadağ takımlarının devamı olan ekol bu kez Sırbistan adıyla kendi evimizdeki bir şampiyonada yine karşımızda. Bize karşı psikoljik olarak her zaman önde olan Sırplar'a karşı geçen yıl Polonya'daki Avrupa Şampiyonası'nda aldığımız galibiyet bu açıdan çok değerli bence. Oradaki galibiyetle onların bize karşı kurdukları psikolojik üstünlüğü yıkmış olabiliriz.

Bu postta ağırlıklı olarak dezavantajlarımızdan bahsettim Çünkü bu şampiyonadaki artılarımız o kadar fazla ki bunları yazmaya kalksam yazının sonu gelmeyebilirdi. Özetle Fransa ve Slovenya maçları kadar kolay olmayacaktır ama bu maçın favorisinin Türkiye olduğunu düşünüyorum. Umarım bu maçı kazanırız ve yarın Türk spor tarihinin en önemli gecesini Sinan Erdem'de yaşama şansımız olur. Umarım...

4 Eylül 2010 Cumartesi

Fransa Maçı Öncesi


Eurobasket 2009'dan ümitliydim. Harika da başlamıştık. Ama basit hatalarla yarı finali görememiştik. 1 yıl sonra yine iyi oynayan ve ev sahibi olmanın avantajıyla seyirci desteğini de arkasına alıp tüm maçlarını kazanarak gruptan çıkan bir 12 dev adam var. Çeyrek final yolunda önümüzdeki engel Fransa. Tüm maçlarını kazanan bir takımın 2. turda Fransa ile eşleşmesi şanssızlk ya da Fransa'nın ABD'nin olduğu yoldan kaçmak için yaptığı bir oyun.

Grup maçları sonunda en az sayı yiyen takım açık ara Türkiye. Bu bizim için çok önemli . Bu turnuvada bir yerlere gelmek istiyorsak bunu savunmamızla yapacağımızı biliyoruz. Ancak rakibimiz de grup maçları sonunda 24 takım içerisinde en az sayı yiyen 3. takım. Sadece bu istatistik bile şanssız bir eşleşme olduğunu ve bu maçı daha iyi savunma yapanın kazanacağını ortaya koyuyor. Pazar günü kırmızıları giyip Sinan Erdem Spor Salonu'ndaki yerimi alacağım ve sesim kısılana kadar millilere destek vereceğim. Umarım çeyrek finale kalan taraf biz oluruz ve o yoldan finale kadar yürürüz. Umarım..

23 Mayıs 2010 Pazar

Semi Pro

Semi Pro son zamanlarda izlediğim en eğlenceli filmlerden biri. Bunda Jackie Moon rolüyle Will Ferrel'ın katkısı çok büyük. Filmden zaman zaman Big Lebowski, zaman zaman da That 70s Show tadı almak mümkün. Eğer siz de benim gibi basketbolu ve 70'leri seviyorsanız mutlaka izleyin derim.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Hoşgeldin Diana


Fazla söze gerek yok. Bayan basketbolunda Dünya'nn 1 numaralı ismi Fenerbahçe'de. Bayan voleybolunda sırtında çubuklu forma ile Gamova'yı izleyen bu gözler şimdi de basketbol maçlarında Taurasi'yi izleyecek. Fenerbahçe'ye gelenin kim olduğunu merak edenler aşağıya göz gezdirsin. Unutmadan orda eksik kalmış 2 de Olimpiyat Şampiyonluğu var kendisinin. Bu arada fotoğrafta sol attaki WNBA logosuna dikkat.

20 Eylül 2009 Pazar

İstikrar

EuroBasket 1999 - Finalde İtalya'ya kaybederek 2. oldular.
EuroBasket 2001 - Yarı finalde turnuvanın şampiyonu Yugoslavya'ya kaybettiler, 3. lük maçında Almanya'yı yenerek bronz madalya aldılar.
2002 Dünya Şampiyonası - 5.lik maçında ABD'yi yenerek Dünya 5. oldular.
EuroBasket 2003 - Finalde Litvanya'ya kaybederek 2. oldular.
2004 Olimpiyatları - Çeyrek finalde ABD'ye yenilerek elendiler.
EuroBasket 2005 - Yarı finalde Almanya'ya, 3. lük maçında da Fransa'ya kaybederek 4. oldular.
2006 Dünya Şampiyonası - Finalde Yunanistan'ı yenerek Dünya Şampiyonu oldular.
EuroBasket 2007 - Kendi evlerindeki turnuvada finalde Rusya'ya 1 sayı ile kaybedip 2. oldular.
2008 Olimpiyatları - Finalde ABD'ye yenilerek 2. oldular.
EuroBasket 2009- Finalde Sırbistan'ı yenerek Avrupa Şampiyonu oldular.

Son 10 yılda 1 Dünya Şampiyonluğu, 1 Avrupa Şampiyonluğu kazanan, bunun yanı sıra 1 Olimpiyat 3 Avrupa 2.'liği, 1 de Avrupa 3.'lüğü ekleyen bu takımı ayakta alkışlamak gerek. Umarım bir gün biz de bu istikrarı yakalarız.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Biz Yokken Neler Oldu

Milli takım Kayseri'de Estonya'yı zorlanarak yenerken, Bosna deplasmanında Dünya Kupası ümitlerimizi tüketti. Olur da Bosna hem Estonya hem de İspanya maçlarında puan kaybeder, biz de hem Belçika deplasmanında hem de Ermenistan maçında kazanırsak ve bütün bunlar olurken en kötü grup ikincisi olmamayı başarabilirsek bu iş olacak. Bu iş olacak dediğim şey baraj maçı oynayacak olmamız. Yani bu kadar zor ihtimalin gerçekleşmesi halinde bile bizi oldukça zorlu 2 maç bekliyor olacak. Neyse kıscası artık bu iş çok zor ve bunu söylemek bile insanı kahrediyor.

Fenerbahçe ve Galatasaray ligde 5'te 5 yaptılar. Savunmasındaki zaaflara rağmen Galatasaray daha bir sağlam adımlar atıyor sanki. Bu sezon ligin bu ikili arasında geçeceği git gide belirginleşiyor.

ABD Açık'ta Kim Clijsters çocuk da yaparım kariyer de dedi. Benim açımdan ise önemli olan Wozniacki'nin finale çıkmasıydı. Güzelliğine ve stiline hayran olduğum Wozniacki'den bu kadar çabuk bir Grand Slam finali beklemiyordum. Bu beni çok sevindirdi. Erkeklerde ise Del Potro Federer'in hanedanına son vererek büyük bir başarıya imza attı.

12 Dev Adam'a daha sonra ayrıntılı olarak değineceğim. Şimdilik söyleyebileceğim ise çok üzgün olduğum. Gerçekten çok yazık oldu.

Beşiktaş, iyi bir Beşiktaş olsa yenebileceği bir Manchester United'a 1-0 mağlup oldu. Galatasaray gruptaki en zor maçını çok kolay kazandı. Fenerbahçe ise hiç istenmeyen bir başlangıç yaptı.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Efes Pisen World Cup 8

2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası'ndan ne kadar ümitli olduğumu daha önce yazmıştım. Turnuva öncesi son ciddi hazırlık Ankara'da düzenlenen Efes Pilsen World Cup. Milli takımımız, Hırvatistan ve Almanya ile aynı grupta. Diğer grupta ise B.Britanya, Letonya ve Makedonya var. Gruplar özellikle ayarlanmış gibi. Milli takımımız son provalarını daha dişli rakiplere karşı yapmak istemiş sanki. Sonuçta güzel maçlar bizi bekliyor.

Spor Tarihinin Unutulmaz Günleri #2

Spor tarihinin unutulmaz günlerini hatırlamaya devam. Bu kez 20 Aralık 2004'e gidiyoruz. NBA normal sezon mücadelesinde Houston Rockets, sahasında San Antonio Spurs'u konuk ediyor. Maçın bitimine 53 saniye kala San Antonio 74-64 önde. Normal şartlar altında maç bitmiş diyebiliriz. Ancak McGrady'nin o gün normal olmaya pek niyeti yok.

52 saniye kala Yao hücum ribaundunu alıp farkı 8'e indiriyor. Hemen ardından bir de top çalan Houston oyuncuları bitime 47 saniye kala farkı 6'ya indirip az da olsa umutlanıyor. San Antonio mola alıyor ve mola sonrası Houston taktik faul yapıyor. Videoyu izlerken tam da bu sırada Ginobili'nin, Popovich'ten yediği fırçaya özellikle dikkat edin. Neyse efendim, San Antonio 2'de 2 atıyor ve 44 saniye kala fark yeniden 8'e çıkıyor. (Yattı bu iş sanki, dönmez bu maç).

McGrady tek başına gelip 35 saniye kala attığı 3'lükle farkı yeniden 5'e indiriyor. Houston'dan bir taktik faul daha ama San Antonio'lu oyuncuların çizgiden kaçırmaya niyeti yok. Yine 2'de 2 atıyorlar ve 32 saniye kala fark 7'ye çıkıyor. (Bırakmayacak bu adamlar maçı).

McGrady üzerindeki baskıya rağmen bir üçlük daha atıyor. Hem de bu kez Tim Duncan'a faul yaptırarak. 24 saniye kala tek atışı da sayıya çeviren McGrady, farkı 3'e indirmeyi başarıyor. Houston yine taktik faul yapıyor ama bu kez çok oyalanıyor. Taktik faulu yapana kadar 8 saniye kaybediyor. San Antonio'lu oyuncular makina gibi. Yine 2'de 2 atıyorlar ve 16 saniye kala fark 5'e çıkıyor. (Adamlar ne soğukkanlıymış ya, bırakmıyorlar maçı. Yazık olacak T-Mac'e).

McGrady çok zor pozisyonda topu almasına ve üzerindeki iki kişilik baskıya rağmen bir üçlük daha atıyor ve 11 saniye kala farkı 2'ye indiriyor. (Adam çıldırdı). San Antonio mola alıyor, topu yandan oyuna sokuyor. Mcgrady topu Bowen'dan çalıyor rakip potaya doğru koşmaya başlıyor, fark 2 ama onun içeri girmeye hiç niyeti yok, bir 3'lük daha atıyor ve sonunda 1.7 saniye kala takımını 81-80 öne geçiriyor. (Yok artık T-Mac). Houston 53 saniye kala 10 sayı farkla geride olduğu maçı (bu 53 saniyede 6 sayı yemesine rağmen) kazanıyor, Tracy McGrady de son 35 saniyeye 13 sayı sığdırarak tarihe geçiyor. (Adamlar boşuna "Where amazing happens" demiyor).

O güne kadar McGrady'yi sevmezdim ama o gün büyük saygı duydum. Adamlar ısrarla bütün serbest atışları soktuğu halde maçı bırakmadı ve olağanüstü bir bireysel performansla takımına galiiyeti getirdi. Houston oyuncularının maçtan sonraki sevinci de görülmeye değerdi.



Spor Tarihinin Unutulmaz Günleri Yazı Dizisi

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Kalpler Senle Bir Kez Daha ..

Bu sene Avrupa Şampiyonası'na yıllardır savunduğum takımla gidiyoruz. Hidayet Türkoğlu'nun yer aldığı ama Mehmet Okur'un yer almadığı takım. Yanlış anlaşılmasın Mehmet Okur'u da severim. Hatta All-Star olduğunu öğrendiğim gece sevinçten ne yapacağımı şaşırmıştım. Ancak her geçen gün savunmaların sertleştiği, pota altı mücadelelerinin önem kazandığı Avrupa basketbolunda, pota altında savaşmaktansa şutu seven Mehmet milli takıma faydalı olamıyordu açıkçası. Neyse bu konuyu bir kenara bırakıp beni her geçen gün daha da umutlandıran eldeki takıma bakalım.
Kerem Tunçeri ve Hidayet Türkoğlu 10 yılı aşkın süredir milli takım seviyesinde basketbol oynuyorlar ve her ikisi de şu sıralar kariyerlerinin en olgun dönemlerini yaşıyorlar. Daha önce performansına blogda da değindiğimiz Hidayet'in neler yaptığını yalnızca biz değil tüm dünya biliyor. Kerem ise Real Madrid deneyiminin ardından büyük bir aşama kaydetti. Ne yaptığını bilen ve çok daha olgun bir Kerem var artık. Bir başka önemli oyuncu da Ersan. O da benzer bir deneyimi Barcelona'da yaşadı ve bu yıl ait olduğu yer olan NBA'e geri dönüyor. 2006'da yaptığı katkının bir benzerini hatta daha iyisini bekliyorum Ersan'dan. Pota altında ise her geçen gün kendisini geliştiren Ömer Aşık'tan beklentim büyük. Turnuvayı ribaund kralı olarak tamamlarsa hiç şaşırmam. Maçların sonucunu büyük ölçüde pota altı performanslarının belirleyeceğini düşünürek Oğuz ve Semih'in yapacağı katkı da çok önemli. Özetle başarı için gerekli ortam var. Ender Arslan, Engin Atsür, Ömer Onan, Bekir Yarangüme ve Fatih Solak gibi oyuncuların da katkılarıyla 2006'daki savunma ve takım ruhu yakalanırsa hiç beklenmedik bir başarı gelebilir bu turnuvada.

10 Temmuz 2009 Cuma

Michael Jordan of Turkey


Aslında uzun zamandır Hidayet hakkında bir şeyler yazmak istiyordum ama yeni takımının kesinleşmesini bekledim. Toronto tabi ki bir Orlando değil, ancak Hidayet'in gelmesiyle basketbolunu bir üst seviyeye taşıyacağını düşündüğüm Chris Bosh gibi önemli bir oyuncusu olan bir takım. Takımda çok sayıda Avrupalı'nın bulunması da bir avantaj. Tabi ne olursa olsun Hido'nun işi Orlando'dakinden daha zor olacak ama Hidayet son iki sezondaki performnasıyla zoru sevdiğini hepimize gösterdi. Şimdi bu transfer hikayesini bir kenara bırakıp geride bıraktığımız sezona dönmek istiyorum.
Hidayet, geride bıraktığımız sezonda Türk basketbol tarihini yeniden yazdı. Mirsad Türkcan'ın kenarda oturup da Patrick Ewing'e havlu uzatışını seyretmek için geceyarısı ekran başına geçtiğim günlerde hayalini bile kuramadığım yerlere geldi, Türk sporunun gururu oldu. Sezon boyunca üst düzey maçların son anlarında topu eli titremeden kullanabilen çok az sayıda oyuncudan biri olduğunu defalarca gösterdi. NBA finallerinde takımının en çok süre alan oyuncusu, topun el yaktığı anlarda bütün takım arkadaşlarının hiç düşünmeden topu teslim ettiği isim, neredeyse hiç dinlenmemiş olmasına rağmen maçın sonlarında hem topu getiren hem de Kobe Bryant gibi bir adamın savunmasını üstlenen kişi oldu. Evet Hidayet'in hala parmağında bir şampiyonluk yüzüğü ya da adının önünde all-star etiketi yok, belki bundan sonra da olmayacak. Ama ne olursa olsun Hidayet bu sene çok önemli işler başardı ve başarmaya da devam edecek. 2001'de milli takımımızı finale taşıyan Hidayet'i düşünüyorum. Onun aradan geçen 8 yılda mental olarak gösterdiği gelişime bakıyorum ve Polonya'daki Avrupa Şampiyonası için daha da umutlanıyorum.
Zamanında odalarımızı Michael Jordan'ın posterleri süslerdi. Şimdi Amerikalı'ların, Türkiye'nin Michael Jordan'ı dedikleri adam bir NBA final maçının son saniyesinde yukarıdaki görüntüyü yaratıyor. Bu fotoğrafı dev bir poster halinde bulursam yaşımdan başımdan utanmam odama asarım. Baktıkça hem Hido ile gururlanırım hem de Jordan'lı günleri yad ederim.

30 Haziran 2009 Salı

#10

Pek sevmediğim bir takım olan Juventus'ta oynamasına rağmen Del Piero, çok büyük saygı duyduğum ve bana göre dünyada 10 numaralı formanın en çok yakıştığı futbolcudur. Bu kadar önemli bir yetenek olup da 15 yıldır aynı takımın formasını giyebilen, o takım küme düşürüldüğünde Serie B''de oynama konusunda tereddüt etmeyen 10 numara adamdır Del Piero. Takımını önce Serie A'ya oradan da Şampiyonlar Ligi'ne taşıyıp, 34 yaşında Avrupa'nın bir numaralı kupasında birbirinden güzel 5 gol atan 10 numara bir futbolcudur ve bana göre Juninho ve Pierre Van Hooijdonk'la birlikte dünya'nın en iyi frikik atan üç futbolcusundan biridir. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Hido'nun da kankası olduğunu görünce daha da bir takdir ettim bu büyük ustayı.

7 Eylül 2008 Pazar

Quadruple Double

Bir basketbol maçında basketbolun beş olumlu istatistik kategorisinden dördünde çift haneli sayılara ulaşmak diye tanımlayabileceğimiz insanüstü performans. Her ne kadar insanüstü performans demiş olsam da NBA tarihinde bunu başarmış 4 oyuncu var. Bunlar Nate Thurmond (1974 - 22s 14r 13a 12b), Alvin Robertson (1986 - 20s 11r 10a 10tç), Hakem Olajuwan (1990 – 18s 16r 10a 11b) ve David Robinson (1996 – 34s 10r 10a 10b). Şu anda aktif olarak NBA’de oynamaya devam eden oyunculardan kariyerlerinin en yüksek rakamları bir araya geldiğinde bir quadruple double oluşturan dört oyuncu var. Bunlardan ikisi 35 yaşındaki Michael Finley (42s 15r 13a 10tç) ve 36 yaşındaki Shaquille O’Neal (61s 28r 10a 15b). Diğer iki isim ise Andrei Kirilenko (31s 18r 11a 10b) ve Josh Smith (38s 18r 10a 10b). Bu nedenle de 21. yüzyılın ilk quadruple double’ını görme konusundaki en büyük umudumuzun Kirilenko’nun ya da Josh Smith’in üst düzey bir performansına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Aktif oyuncular içinde en çok triple double yapan isim olan ve kariyerinde hiçbir maçta 6 toptan fazla çalamayan 35 yaşındaki Jason Kidd ise 10 top çalmaya pek yakın görünmediğinden quadruple double yapması biraz zor gibi. Benim bu konuda Kirilenko ve Smith ile birlikte en büyük umudum Lebron James. Her maçta triple double yapma potansiyeli olan James, bunun yanına 10 top çalma gibi üstün bir performans ekleyebileceği olağanüstü bir gece yaşarsa bize de 21. yüzyılın ilk quadruple double’ını izlettirebilir. Bu isimler kadar olmasa da quadruple double yapma şansı olduğunu düşündüğüm diğer 10 isim ise Tim Duncan, Kevin Garnett, Dirk Nowitzki, Amare Stoudamire, Shawn Marion, Manu Ginobili, Pau Gasol, Chris Paul, Allen Iverson ve Marcus Camby. Ha bir de bir maçta 5 olumlu istatistik kategorisinde birden çift haneye ulaşmak anlamına gelen quintuple double var tabi. Ama ondan bahsetmeye bile gerek yok sanırım. Zira NBA tarihinde hiçbir oyuncunun kariyerinin en yüksek rakamları bile bir quintuple double oluşturmazken bir oyuncunun 5 olumlu kategoride birden çift haneye, hem de aynı maç içerisinde, ulaşmasını beklemek fazla hayalcilik olur.
Blog Widget by LinkWithin