8 Aralık 2009 Salı

Bu Aralar Ruhumun Gıdası Bunlar 2

En son askerden döndükten sonra yazmıştım dinlediğim şarkıları. Uzun bir aradan sonra yazdığımız post'un konusu da bu listenin devamı olsun. Aslında yazmak istediğim çok şey var ama eskisi kadar fazla zaman bulamıyorum. Neyse efendim sadede gelelim. Bu aralar ruhumun gıdası bunlar:

Gökhan Türkmen - Dön
Manga - Beni Benimle Bırak
Teoman - Çoban Yıldızı
Meyra & Cemil Demirbakan - Ağladın Ya
Fırat Tanış - Yani
Yonca Lodi - Emanet

20 Eylül 2009 Pazar

İstikrar

EuroBasket 1999 - Finalde İtalya'ya kaybederek 2. oldular.
EuroBasket 2001 - Yarı finalde turnuvanın şampiyonu Yugoslavya'ya kaybettiler, 3. lük maçında Almanya'yı yenerek bronz madalya aldılar.
2002 Dünya Şampiyonası - 5.lik maçında ABD'yi yenerek Dünya 5. oldular.
EuroBasket 2003 - Finalde Litvanya'ya kaybederek 2. oldular.
2004 Olimpiyatları - Çeyrek finalde ABD'ye yenilerek elendiler.
EuroBasket 2005 - Yarı finalde Almanya'ya, 3. lük maçında da Fransa'ya kaybederek 4. oldular.
2006 Dünya Şampiyonası - Finalde Yunanistan'ı yenerek Dünya Şampiyonu oldular.
EuroBasket 2007 - Kendi evlerindeki turnuvada finalde Rusya'ya 1 sayı ile kaybedip 2. oldular.
2008 Olimpiyatları - Finalde ABD'ye yenilerek 2. oldular.
EuroBasket 2009- Finalde Sırbistan'ı yenerek Avrupa Şampiyonu oldular.

Son 10 yılda 1 Dünya Şampiyonluğu, 1 Avrupa Şampiyonluğu kazanan, bunun yanı sıra 1 Olimpiyat 3 Avrupa 2.'liği, 1 de Avrupa 3.'lüğü ekleyen bu takımı ayakta alkışlamak gerek. Umarım bir gün biz de bu istikrarı yakalarız.

Efsane Goller #16

Serinin 16. golü kariyerinin büyük bölümünü Türkiye'de geçiren Bosna'lı golcü Elvir Bolic'ten.

Tarih 30 Ekim 1996. Avrupa Kupaları'nda 40 yıldır sahasında maç kaybetmeyen bir başka deyişle o güne kadar evinde hiçbir Avrupa Kupası maçında yenilgi yüzü görmeyen İngilizlerin efsanevi takımı Manchester United, evinde Şampiyonlar Ligi'ne ilk kez katılan Fenerbahçe'yi konuk ediyor. 3 yıl önce Galatasaray'a karşı beraberliği zor kurtaran rövanşta da turu verip Şampiyonlar Ligi'nin kapısından dönen İngilizler bu kez daha temkinli.

Maça kontrollü başlıyorlar. Karşılıklı ataklarla geçen maçta 78. dakikaya geliniyor. Kontraatakta top sol taraftaki Bolic'e atılıyor. Topla birlikte ilerleyen Bolic rakibi May'in üstüne üstüne gidiyor ve ceza sahasına girmeden topu sağa çekip vuruyor. May'e çarpan top havalanıp, kaleci Schmeichel'ın üstünden geçip ağları buluyor. Herkes golden sonra İngilizler'in yoğun bir baskı kurmasını beklerken Fenerbahçe'nin Kostadinov'la bir topu da direkten dönüyor.

Sonuçta Fenerbahçe maçı 1-0 kazanarak yalnızca Manchester United'a Avrupa Kupalar'ında evindeki ilk yenilgisini tattırmakla kalmıyor, aynı zamanda bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk deplasman galibiyetini de almış oluyor.


Efsane Goller Yazı Dizisi

19 Eylül 2009 Cumartesi

Biz Yokken Neler Oldu

Milli takım Kayseri'de Estonya'yı zorlanarak yenerken, Bosna deplasmanında Dünya Kupası ümitlerimizi tüketti. Olur da Bosna hem Estonya hem de İspanya maçlarında puan kaybeder, biz de hem Belçika deplasmanında hem de Ermenistan maçında kazanırsak ve bütün bunlar olurken en kötü grup ikincisi olmamayı başarabilirsek bu iş olacak. Bu iş olacak dediğim şey baraj maçı oynayacak olmamız. Yani bu kadar zor ihtimalin gerçekleşmesi halinde bile bizi oldukça zorlu 2 maç bekliyor olacak. Neyse kıscası artık bu iş çok zor ve bunu söylemek bile insanı kahrediyor.

Fenerbahçe ve Galatasaray ligde 5'te 5 yaptılar. Savunmasındaki zaaflara rağmen Galatasaray daha bir sağlam adımlar atıyor sanki. Bu sezon ligin bu ikili arasında geçeceği git gide belirginleşiyor.

ABD Açık'ta Kim Clijsters çocuk da yaparım kariyer de dedi. Benim açımdan ise önemli olan Wozniacki'nin finale çıkmasıydı. Güzelliğine ve stiline hayran olduğum Wozniacki'den bu kadar çabuk bir Grand Slam finali beklemiyordum. Bu beni çok sevindirdi. Erkeklerde ise Del Potro Federer'in hanedanına son vererek büyük bir başarıya imza attı.

12 Dev Adam'a daha sonra ayrıntılı olarak değineceğim. Şimdilik söyleyebileceğim ise çok üzgün olduğum. Gerçekten çok yazık oldu.

Beşiktaş, iyi bir Beşiktaş olsa yenebileceği bir Manchester United'a 1-0 mağlup oldu. Galatasaray gruptaki en zor maçını çok kolay kazandı. Fenerbahçe ise hiç istenmeyen bir başlangıç yaptı.

3 Eylül 2009 Perşembe

Efsane Goller #15

Serinin 15. golü futbol tarihinin belki de en medyatik futbolcusu olan David Beckham'dan.

Tarih 6 Ekim 2001. Liderlik için Almanya ile çekişen İngiltere 2002 Dünya Kupası elemelerinde gruptaki son maçında evinde Yunanistan'ı konuk ediyor. Almanya'nın son maçında Finlandiya ile berabere kalmasıyla İngiltere'ye liderlik için evinde Yunanistan karşısında beraberlik yetecek ama grupta hiçbir iddiası olmayan Yunanistan 90. dakikaya 2-1 önde giriyor. 3 yıl önce Dünya Kupası'nda Arjantin'e karşı gördüğü kırmızı kart ve takımın o maçta elenmesi nedeniyle taraftarın öfkeli olduğu Beckham kayıp zamanda kazanılan serbest vuruşta topun başına geçiyor. Çok iyi kullandığı sağ ayağıyla topu barajın üzerinden kalecinin uzanamayacağı köşeye gönderen Beckham, İngiltere'nin Dünya Kupası bileti almasını sağlamakla kalmıyor kendisini de taraftara affettirmiş oluyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

2 Eylül 2009 Çarşamba

Efsane Goller #14

Serinin 14. golü şimdilerin yorumcusu, bir dönemin vazgeçilmez sol beki Hakan Ünsal'dan.

Tarih 27 Eylül 2000. Galatasaray Şampiyonlar Ligi grup maçında Tugay'lı Glasgow Rangers'ı konuk ediyor. Golsüz biten ilk yarının ardında ikinci yarının başında Bülent Akın ev sahibi ekibi 1-0 öne geçiriyor. Çok geçmeden Hakan Ünsal yaklaşık 30 metreden sol ayağının dışıyla öyle bir vuruyor ki ortaya gidecek gibi olan top son anda falso alıp kalecinin üzerinden sol köşeye gidiyor. Bu muhteşem golün ardından Jardel'le 3-0'ı yakalayan Galatasaray son dakikalarda yediği 2 gole rağmen maçı 3-2 kazanmayı başarıyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

1 Eylül 2009 Salı

Angels & Demons

Askerliğim sırasında bir arkadaşımın tavsiyesiyle okumuştum bu kitabı. Daha çok yaşanmış olaylarla ilgili tarihi içerikli kitapları seven biri olmama rağmen gerçek dünyanın içine yerleştirilmiş bu kurgu hikayeyi çok beğendim. Kitap hem son derece sürükleyici ve merak uyandırıcı hem de oldukça bilgi verici. Bilim din ikilemine dair felsefi diyaloglar ise kitaba bambaşka bir lezzet katıyor. Okumamış olanlara şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitap. Neyse efendim kitabı kısa sürede okuyup bitirdikten sonra bir gün çarşı iznimde internet cafe'de ekşi sözlüğe girmiştim ve sözlük sayesinde filmin de çekileceğini öğrendim. Sinemayı çok seven biri olarak beğendiğim bir kitabın filme çekilecek olması beni çok sevindirmişti.

Filmi bugün kuzenimle birlikte izledik. Tabi ki film, kitap kadar iyi değil. Kısıtlı sürede bazı olaylar yeterince detaylandırılamadan geçilmiş, bazı karakterler ise komple hikayeden çıkarılmış. Ancak ben zaten filmin kitap kadar iyi olmasını beklemediğimden olsa gerek filmi de beğendim. Yani beklentilerimi çok yüksek tutmamam işe yaradı. Sonuç olarak kitabı okurken gözümde canlandırdığım yerleri ekranda görmek güzel bir duyguydu.

Efsane Goller #13

Serinin 13. golü şu sıralar eski günlerini aratan Brezilyalı yıldız Ronaldinho'dan.

Tarih 8 Mart 2005. Chelsea, deplasmanda 2-1 yenildiği Barcelona'yı Stamford Bridge'de konuk ediyor. Turu geçen taraf Şampiyonlar Ligi'nde adını çeyrek finale yazdıracak. Eşleşme birçok otoriteye göre erken final. Ben de baştan söylemeliyim ki Stamford Bridge'deki bu maç hayatımda izlediğim en zevkli maçlar listesine rahatlıkla üst sıralardan girer. Chelsea maça fırtına gibi giriyor. 19. dakika Gudjohnsen, Lampard ve Duff'un golleriyle 3-0 Chelsea üstünlüğüyle geçiliyor. Barcelona'yı 1994 Şampiyonlar Ligi Finali'nden beri ilk kez bu kadar çaresiz görüyorum. Ama Ronaldinho'nun pes etmeye niyeti yok. 27. dakikada penaltıdan farkı 2'ye indiren Ronaldinho 38. dakikada ise ceza yayının ordan ölçüyor tartıyor vurucakmış gibi yapıp vazgeçiyor, en sonunda da öyle bir vuruyor ki, topun aldığı falso karşısında çaresiz kalan dönemin en iyi kalecisi Petr Cech ağlara giden topu seyretmek zorunda kalıyor. Bu enfes gol tur için ibreyi Barca'ya çevirse de Terry 76. dakikada bulduğu kafa golüyle gemisini kurtaran kaptan oluyor ve maçı 4-2 kazanan Chelsea adını çeyrek finale yazdırıyor.

Başta da dediğim gibi hayatım boyunca unutmayacağım bir maç. Şampiyonlar Ligi'nin dünya futbolunun zirvesi olduğunun kanlı canlı kanıtı olan bir maç. Bu maçtan sonra Chelsea ve Barcelona birkaç kez daha eşleşti, hepsi de çok zevkli maçlar oldu ama hiçbiri bu maç kadar unutulmaz ve futbol açısından doyurucu olamadı.



Efsane Goller Yazı Dizisi

Transferler Üzerine Kısa Kısa - İtalya

Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. İtalya ile bu seriyi noktalayalım.

Klaas Jan Huntelaar (Real Madrid -> Milan) : Huntelaar Milan'a katkı sağlayacaktır ancak Milan'ın daha büyük bir yıldıza ihtiyaç duyduğuna şüphe yok.

Oguchi Onyewu (St. Liege -> Milan) : Konfederasyon Kupası'nda gördüğümüz kadarıyla güçlü fiziğiyle oldukça iyi bir savunma oyuncusu. Şans verilirse Milan'ın savunmasına katkı yapar.

Nicolas Burdisso (Inter -> Roma) : Elindeki defans oyuncularıyla bir takım kurabiecek olan Inter'in Burdisso'yu Roma'ya vermesi iyi oldu.

Hernan Crespo (Inter -> Genoa) : Bonservis bedeli ödenmeden transfer edilen tecrübeli futbolcunun, Genoa'da da gollerine devam edeceğini tahmin ediyorum.

Lucio (Bayern Munich -> Inter) : Savunma bilgisi, tecrübesi, hücuma yaptığı katkı ile bence çok iyi bir transfer.

Wesley Sneijder (Real Madrid -> Inter) : Real Madrid, Robben'i de Sneijder'i de elden çıkardığına pişman olacak. Inter'in ihtiyaç duyduğu kaliteli bir orta saha oyuncusu. Mourinho ona güvenirse Inter'e çok büyük katkısı olur.

Thiago Motta (Genoa -> Inter) : Bonservis bedeli biraz yüksek gibi ama Genoa'da futbolunu çok olgunlaştırdı. Inter'e faydalı olacağına şüphe yok.

Diego Milito (Genoa -> Inter) : O da Genoa formasıyla geçen yıla damga vuranlardan. Benim çok beğendiğim bir futbolcu değil ancak Eto'o ile uyum sağlarsa bu sezon da çok gol atar.

Samuel Eto'o (Barcelona -> Inter) : Dünyadaki hiçbir futbolcu Eto'o + 50 Milyon Euro etmeyeceğinden büyük takastan karlı çıkan kesinlikle Inter. Eto'o çok teknik değil belki ama sürati ve son vuruşları kusursuz. Inter'de çok gol atar.

Fabio Cannavaro (Real Madrid -> Juventus) : Vefasızlığından dolayı taraftar onu istemiyor belki ama kalitesi ve tecrübesiyle Juventus savunmasına yapacağı katkıdan kimsenin şüphesi yok.

Felipe Melo (Fiorentina -> Juvetus) : Konfederasyon Kupası'nda fiziğini iyi kullanan kaliteli bir futbolcu olduğunu gördük. Juventus da paraya acımayıp önemli bir transfer yaptı.

Diego (Werder Bremen -> Juventus) : Juve'nin böyle bir transfere ihtiyacı vardı. Diego'nun top tekniği ve oyun zekası tartışılmaz. Juventus'ta önemli işler yapacağına inanıyorum.

Julio Cruz (Inter -> Lazio) : Inter'de hiçbir zaman hak ettiği değeri görmedi. İlerleyen yaşına rağmen çok kaliteli bir hücum oyuncusu. Lazio için bonservis bedeli ödenmeden yapılmış iyi bir transfer.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Bravo Marsel

Marsel ABD açıkta ana tabloya kalarak bir ilki başarmıştı ama bununla da yetinmedi. İlk tur maçında Christoph Rochus'u 3-6, 6-3, 3-6, 7-5 ve 7-5'lik setlerle mağlup etti. Yılllarca Grand Slam'leri izlerken bir gün Türk raketleri de buralarda görür müyüz acaba diyorduk. Yayın olmadığı için biz görüp izleme şansına erişemedik ama Marsel'in 5 setlik nefis bir maç çıkardığı ortada. Teşekkürler Marsel İlhan.

Eğer Marsel'in 2 Eylül'de John Isner'le oynayacağı 2. tur maçını yayınlayan bir kanal çıkmazsa, bundan sonra Türkiye'de hiçbir kanal sporun tek adresiyiz, spor kanalıyız, spor bizde izlenir demesin.

CASIO F-91W

Bizim kuşaktan olan her erkek en az iki kere almıştır bu saati. ilki ilkokul ya da ortaokul yıllarına ikincisi ise "en büyük asker bizim asker" yıllarına denk düşer.

Benim de ilkokul yıllarımda edindiğim ilk Casio F91W saatim orijinaldi. Kaç yıl taktım hatırlamıyorum bile. Kullanımı kolay olduğu için mi yoksa ülke çapında çığ gibi büyüyen bir sürü psikolojisinin etkisiyle mi bilmiyorum ama zaten o yıllarda herkesin kolunda bu saat vardı. Hayır dışarıdan birini getirsek saati de okul üniformasının bir parçası zannederdi yani o derece. Kim bilir kaç okulda kronometreyi en çok kim 00'da durdurcak müsabakaları yaşandı o dönem. Tahta sıraların dili olsa da anlatsa. Neyse efendim gel zaman git zaman hain teknoloji bu saatin de canına ot tıkamaya başladı. Etrafta uzaktan kumanda işlevi de gören kocaman kırmızı düğmeli saatiyle artislik atan tipler türedi. Sonra Casio F91W saatli çocukların sayısı teker teker azalmaya başladı. Ben de zamana direnemeyip lise yıllarında kendime analog bir saat aldım.

Ama askerlik yaşı gelip çattığında Casio F91W'nun intikamı acı olmuştu. Bir de baktım ki bizim emektar meğerse aynı zamanda asker saatiymiş. Evde fellik fellik aramaya başladım kendisini ama öğrendim ki benim emektarı askere giderken abim götürmüş, ordan birine verip dönüşte de getirmemiş. Ben de çaresiz nasılsa askerlik kısa dönem deyip bir adet çakma Casio F91W edindim. Edindim ama edinmez olaydım. 155 günlük askerliği zor çıkarttı meret. Arada bir ekrandaki görüntü giderdi de gıcık olurdum. Sonra işaret parmağımın tırnağıyla ekrana tıklatırdım birkaç defa. görüntü gelirdi gelmesine ama saat görüntünün gittiği zamanda kalmış olurdu. Tekrar millete sor, saat ayarla. Diyeceğim o ki siz siz olun askerlik kısa dönem diyip çakmasını almayın alacaksanız da bildiğiniz yerden alın. Ha bir de CASIQ mevzusu var ki ona hiç girmiyorum.

Transferler Üzerine Kısa Kısa - İspanya

Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. Yaza damga vuran transferlerin yaşandığı İspanya ile devam edelim.

Nakamura (Celtic -> Espanyol) : Bonservis ücreti ödenmeden yapılmış iyi bir transfer. Sol ayağını çok iyi kullanan Nakamura, Espanyol'a faydalı olacaktır.

Xabi Alonso (Liverpool -> Real Madrid) : Bu transferle ilgili daha önce bir şeyler yazmıştık. Bana göre Real Madrid'in bu yaz yaptığı en iyi iş.

Karim Benzema (Lyon -> Real Madrid) : Çok sevdiğim bir futbolcu değil ama yaşı, fiziği ve geçen yılki performansı göz önünde bulundurulursa Real Madrid'de başarılı olmaması için hiçbir neden yok.

Kaka Leite (Milan -> Real Madrid) : Verilen para çok uçuk gibi görünse de bence Cristiano Ronaldo'dan daha fazla katkı yapacak çok iyi bir transfer. Milan'ın onu çok arayacağına şüphe yok.

Raul Albiol (Valencia -> Real Madrid) : İhtiyaç doğrultusunda yapılmış doğru bir transfer.

Cristiano Ronaldo (Manchester United -> Real Madrid) : Dünyanın en pahalı futbolcusu. Bence değerinin üzerinde bir fiyata transfer edildi. Manchester'daki kadar başarılı olacağını düşünmüyorum.

Maxwell (Inter -> Barcelona) : Abidal'e göre hücum gücü daha yüksek savunma yönü daha zayıf bir futbolcu. Makul bir fiyata transfer edilmiş iyi bir alternatif.

Zlatan Ibrahimovic (Inter -> Barcelona) : Eto'o, Ibrahimovic kadar yetenekli değil belki ama Barcelona'nın sistemine daha uygun bir futbolcuydu. Guardiola'nın da dediği gibi bu transfer değişiklik için yapıldı. Sisteme uygun oynamaktansa bireysel yeteneklerini ön plana çıkarmayı seven Ibrahimovic'in Barcelona'da neler yapacağını ben de merak ediyorum.

Nilmar (Internacional -> Villareal) : Rossi ve Llorente gibi oyuncuların yanına Nilmar'ı da ekleyen Villareal'in hücum gücü oldukça arttı.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

30 Ağustos 2009 Pazar

Fenerbahçe 2 Manisaspor 1

Fenerbahçe yeni sezonun en kötü performansını gösterdi. Emre ilk maçlardaki istekli oyunundan çok uzaktı. Emre, kötü oynayınca agresifleşiyor. Bunun sonucu da kırmızı kart oldu. Roberto Carlos çok pas hatası yaptı. Gökhan Gönül'ün yokluğunda savunmanın sağında görev yapan Bekir beklenildiği gibi hücuma katkı yapamadı. Kazım yıldız olma peşinde, yine çok şahsi oynadı. Son 20 dakikada oyuna giren Semih de bir kez daha ilk 11 oyuncusuyum diye bağırdı.

Manisaspor'a gelince rakibi 10 kişiyken gol atan bir takım, rakibinin verdiği açıkları değerlendirmek yerine sahasında top çevirmekle ve süreyi yemeye çalışmakla uğraşırsa bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalır.

Sonuçta kötü oynarken maç kazanan takımlar şampiyonluğa gider. Ama Fenerbahçe böyle oynarsa ligde galibiyet serisi sona erer. Bir de bu takımda herkesin yokluğu telafi edilir de Gökhan'ın yokluğu telafi edilemiyor.

Transferler Üzerine Kısa Kısa - Almanya

Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. Sırada Almanya var.

Sami Hyypia (Liverpool -> Bayer Leverkusen) : Samsunspor'un yıllar önce deneyip de beğenmediği daha sonra Liverpool'da efsane haline gelen Hyppia kariyerinin sonlarında bedelsiz olarak geldiği Leverkusen'e olgunluğuyla büyük katkı sağlayacaktır.

Eren Derdiyok (Basel -> Bayer Leverkusen) : Eren hakkında daha önce bir şeyler yazmıştık. Leverkusen'de çok iyi işler yapıp ilerleyen yıllarda üst düzey bir takıma geçeceğini tahmin ediyorum.

Mario Gomez (Stuttgart -> Bayern Munich) : Belki çok subjektif bir yorum olacak ama bu adamı hiç beğenmiyorum. Transferi için ödenen parayı da çok yüksek buluyorum. Mutlaka goller atacaktır ama Bayern Munich'e yakışan bir golcü değil bana göre.

Daniel Pranjic (Herenveen -> Bayern Munich) : Hücum gücü yüksek bir sol bek. Ancak savunma yanı çok zayıf. Önünde yeni transfer Robben oynarsa, Bayern'in rakipleri bu kanadın savunma zaafını değerlendirebilir.

Arjen Robben (Real Madrid -> Bayern Munich) : Bence Real Madrid sırf Hollandalı diye onu sattığı için pişman olacak. Bayern için ise harika transfer. Ribery ve Robben'in olduğu bir takımı izlemek büyük bir keyif olacak.

Marcus Berg (Gronnigen -> Hamburg) : Mesut'la birlikte Avrupa 21 yaş altı Futbol Şampiyonası'nın yıldılzlarından. Oynadığı süre boyunca yapacağı katkının yanında yıldızını iyice parlattıktan sonra üst düzey bir takıma transfer olarak Hamburg'a çok büyük paralar kazandırabilir.

Ze Roberto (Bayern Munich -> Hamburg) : Ze Roberto, tecrübesi ile Hamburg'a katkıda bulunacaktır.

Lukas Podolski (Bayern Munich -> Köln) : Bayern ona yeterince şans tanımayınca o da Köln'ün yolunu tuttu. Daha iyi bir takıma gidebilirdi, gitmeliydi de bence. Sonuçta Köln için çok iyi transfer.

Raul Bobadilla (Young Boys -> B. Monchengladbach) : Onun hakkında daha önce yazmıştık. İsviçre'de başarılı olmuş, gelecek vaat eden genç bir Arjantinli. Almanya liginde bu sezon iyi işler yapacak gibi görünen Monchengladbach'ın önemli kozlarından biri olacak gibi.

Pavel Progrebnyak (Zenit St. Petersburg -> Stuttgart) : Çok makul bir fiyata yapılmış çok iyi bir transfer. Zenit'in UEFA'yı aldığı sezon çok iyi futbol oynamıştı. Sakatlığı engel olmasa Euro 2008'in yıldızlarından biri olacaktı. Stutgart'a çok nüyük katkı yapacaktır.

Aleksandr Hleb (Barcelona -> Stuttgart) : Hleb kaliteli bir futbolcu ama Barcelona'da oynayabilecek kadar da iyi değil. Stuttgart'ta eski günlerine dönüp takıma önemli ölçüde katkı yapabilir.

Claudio Pizarro (Chelsea -> Werder Bremen) : Çok iyi bir forvet oyuncusu. Düşük maliyetle yapılmış kaliteli bir transfer. Werder Bremen formasını daha önce de giydiği için uyum sorunu da olmayacak. Takıma katkısı büyük olur.

Tim Borowski (Bayern Munich -> Werder Bremen) : Podolski gibi o da Bayern'deki kadro şişkinliğinin kurbanı oldu. Bremen'de eski günlerine döneceğini tahmin ediyorum.

Obafemi Martins (Newcastle United -> Wolfsburg) : Süratiyle Wolfsburg'un hücum gücüne çeşitlilik kazandıracak önemli bir transfer. Kalitesini tartışmak yersiz olur.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

Transferler Üzerine Kısa Kısa - Fransa

Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. Fransa ile devam edelim.

Yoann Gourcuff (Milan -> Bordeaux) : Geçen yılın Fransa şampiyonu Bordeaux geçen yıl kiralık oynattığı Gourcuff'un bonservisini alarak çok önemli bir iş yaptı.

Bafetimbi Gomis (St. Etienne -> Lyon) : Benzema'yı Real Madrid'e veren Lyon, Fransa'nın son yıllarda yıldızı parlayan bir başka genç forvetini aldı. Gomis, Lyon'a katkı sağlar.

Lisandro Lopez (Porto -> Lyon) : Oldukça yüksek maliyetli bir transfer. Ama Lyon'a yararlı oalcağına şüphe yok.

Gabriel Heinze (Real Madrid -> Marsilya) : Manchester United ve Real Madrid formaları giymiş tecrübeli bir futbolcuyu bonservis bedeli ödemeden transfer etmek önemli. Heinze Marsilya'da faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

Fernando Morientes (Valencia -> Marsilya) : İspanyollar hiçbir zaman ona hak ettiği değeri vermemiş de olsa bana göre Morientes kaliteli bir golcü. 33 yaşındaki oyuncu Marsilya'ya hücum bölgesinde kadro derinliği kazandırır.

Edouard Cisse (Beşiktaş -> Marsilya) : Beşiktaş ondan yeterince faydalanamasa da Cisse, hem tecrübesi hem de fiziğiyle iyi bir defansif orta saha oyuncusu. Bonservis bedeli ödemeden Cisse'yi kadrosuna katan Marsilya doğru bir iş yaptı.

Lucho Gonzalez (Porto -> Marsilya) : Tıpkı Lisandro Lopez gibi o da çok yüksek maliyetli. Takıma önemli katkı yapacaktır ancak yine de ödenen bonservis bedeli çok fazla bence.

Gregory Coupet (A. Madrid -> PSG) : Coupet, ilerleyen yaşına rağmen kalitesi ve tecrübesi ile PSG kalesinde güven verir.

Mevlüt Erdinç (Sochaux -> PSG) : Bu yaz en sevindiğim transferlerden biri. Mevlüt'ün Fransa'nın büyük takımlarından birine gitmesi sevindirici. Burada başarılı olup daha da iyi bir takımın yolunu tutacağına inancım tam.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Transferler Üzerine Kısa Kısa - İngiltere


Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. Sırada İngiltere var.

Thomas Vermaelen (Ajax -> Arsenal) : Fazla söze gerek yok. Tipik bir Arsenal transferi.

Stewart Downing (Middlesbrough -> Aston Villa) : 13 Milyon Euro verdiler belki ama bence değer. 1984 doğumlu ve İngiltere milli takımının formasını 23 kez giymiş bir oyuncunun Premier Lig'de olmaması düşünülemezdi.

Yuri Zhirkov (CSKA Moskova ->Chelsea) : Euro 2008'de de gördük ki Zhirkov, sol kulvarı en iyi kullanan futbolculardan biri. İlk 11 şansı bulamasa bile Chelsea'ye katkısı olacaktır.

Damien Duff (Newcastle United -> Fulham) : 30 yaşında da olsa Duff kalitesindeki bir oyuncuyu 4 Milyon Euro'ya getirmek başarıdıt. Ne de olsa batan geminin malları bunlar.

Michael Owen (Newcastle United -> Manchester United) : O da batan geminin mallarından. Zirveye geri dönmek için son şansını en iyi şekilde kullanmak isteyecektir. Ancak fizik gücü bunun için yeterli olur mu bilemem.

Antonio Valencia (Wigan Athletic -> Manchester United) : Ben bu adamdan çok ümitli değilim açıkçası ama Alex Ferguson'un bir bildiği vardır herhalde.

Kolo Toure (Arsenal -> Manchester City) : Etrafa para saçan her kulüp gibi sadece hücuma yönelik transferler yapıp savunmayı es geçecekler derken City'nin yaptığı en doğru transfer.

Emmanuel Adebayor (Arsenal -> Manchester City) : Adebayor bana göre şu anda Avrupa'nın en iyi golcülerinden biri. Kesinlikle çok iyi transfer. Bu sene çok gol atacağına şüphe yok.

Carlos Tevez (Manchester United -> Manchester City) : Tevez'in yeteneği tartışılmaz, ancak City Premier Lig'in zirvesine oynamak istiyorsa Tevez futbolunu olgunlaştırmak zorunda.

Roque Santa Cruz (Blackburm Rovers -> Manchester City) : Çok beğendiğim bir forvet oyuncusu. Sürekli ilk 11'de yer alamayacak olması üzücü.

Tuncay Şanlı (Middlesbrough -> Stoke City) : Bu transfer hakkında daha uzun bir şeyler yazmayı düşünüyorum ama şu an için söyleyebilirim ki Stoke City'nin Tuncay'ı görmek isteyeceğimiz takımlardan biri olmadığı kesin.

Peter Crouch (Portsmouth -> Tottenham Hotspur) : İngilizler bu adama hak ettiği değeri vermiyor sanki. İspanyollar da aynı şeyi Morientes'e yapmıştı. Bakalım Tottenham'da ne yapacak.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

Efsane Goller #12

Serinin 12. golü Türk futbol tarihinin en golcü ismi olan Hakan Şükür'den.

Tarih 19 Haziran 2000. Milli takımımız Euro 2000'de gruptaki son maçında ev sahiplerinden Belçika ile karşılaşıyor. Euro 96'yı puansız ve golsüz kapatan milliler, Euro 2000'de önce İtalya karşısında ilk golünü atıyor, ardından İsveç'e karşı da ilk puanını alıyordu, Belçika maçında ise hedef ilk galibiyeti alarak çeyrek finale çıkmaktı.

Golsüz giden ilk yarının son anlarında Alpay orta sahanın sol tarafından topu rakip kaleye adeta bitir artık hoca dercesine dikti, top o kadar çok yükselmişti ki yerden sektikten sonra bile tekrar 6-7 metre havaya çıktı. Top, ikinci kez yere inmeden Hakan Şükür ve Belçika kalecisi De Wilde topa hamle yaptılar. Pozisyon ceza sahası içinde olduğundan De Wilde elleriyle müdahele edebiliyordu, Hakan ise kafaya çıktı ve De Wilde'in elleriyle uzanamadığı yükekliğe erişip kafayla topu ağlara gönderdi. Bu sıradışı golün ardından ikinci yarıda bulduğumuz bir kontratakta Hakan Şükür bir gol daha attı ve 2-0'lık galbiyet bizi çeyrek finale taşırken ev sahini Belçika için ise turnuvanın sona ermesi anlamına geliyordu. Bu maç milli takımımızın büyük turnuvalarda evsahiplerini yenme geleneğini başlatan maç oldu. Maçın ardından haber bültenleri Hakan Şükür'ün kaç santimetre zıpladığını hesaplamaya çalışırken biz de futbolseverler olarak ilk kez bir büyük turnuvada tur atlamanın keyfini çıkarıyorduk.

O gün uğurlu maç izleme kadrosunu toparlayamadığımızdan bu maçı evde izledim. Milli maç olduğundan annem de göz ucuyla bakmaya başladı. Derken maç öyle bir hal aldı ve öyle mutlu bir sonla bitti ki annemi de milli maç kontenjanından da olsa futbol izleyiciliğine kazandırmış oldu O günden sonra annemle bir kaç milli maçı daha beraber izledik.



Efsane Goller Yazı Dizisi

28 Ağustos 2009 Cuma

Transferler Üzerine Kısa Kısa - Türkiye


Tüm dünya krizle boğuşmasına rağmen bu yaz transfer piyasası oldukça hareketli geçti. Ben de transfer sezonu kapanmak üzereyken yazın önemli transferlerini kısa kısa yorumlayayım dedim. Öncelikle Türkiye ile başlayalım.

Darius Vassel (Manchester City -> Ankaragücü) : Bu transfer hakkında blogda daha önce birşeyler yazmıştım. Bence çok önemli bir transfer. Bonservis bedeli ödenmeden gerçekleşmesi de önemli. Ligde şimdilik 1 golü var ancak özetlerden gördüğüm kadarıyla oldukça istekli ve agresif oynuyor. 10-15 arası gol bulacağını tahmin ediyorum.

Pini Balili (Sivasspor -> Antalyaspor) : Hızıyla akıllarda yer eden bir forvet. Zico bile onun için Türkiye'nin en hızlı adamı demek zorunda kalmıştı. Sivasspor'a da sonradan oyuna girerek de olsa önemli katkı yapıyordu. Bence Antalyaspor'a faydalı olur. Sivas, zaten gönderdiği futbolcuların eksikliğini hissetmeye başladı bile.

Nihat Kahveci (Villareal -> Beşiktaş) : Nihat'ın eski formunda olmadığı ortada. Ama kimse eski günlerine dönemeyeceğini de iddia edemez. Ancak Beşiktaş'ın mevcut sistemine bakınca ihtiyaç duyulanın Nihat olmadığını rahatlıkla görüyoruz. Sanki sisteme uygun olarak değil de misilleme yapmak amacıyla gerçekleştirilmiş bir transfer Nihat. Tıpkı geçen sezonki Emre gibi askerlik nedeniyle sezon öncesi hazırlıklarına geç başlaması da önemli bir sorun.

Rodrigo Tabata (Gaziantepspor -> Beşiktaş) : Bu transfer hakkında bugün blogda uzunca bir yazı yazdık. Daha fazla birşey söylemeye gerek yok. Maliyetiyle, büyük takımlarımızın hatalı transfer politikalarının en yeni ve en güzel örneklerinden biri.

İsmail Köybaşı (Gaziantepspor -> Beşiktaş) : Yüksek maliyetli ancak gelecek vaat eden bir futbolcu. Onun başarılı olmasını çok istiyorum. Milli takım, Gökhan Gönül'le savunmanın sağını uzun yıllar garanti altına aldı. Aynı şey savunmanın solunda da İsmail için olsa ne güzel olur.

Michael Fink (E. Frankfurt -> Beşiktaş) : Bonservis bedeli ödenmeden alınması önemli. Ancak ilk maçlar itibarıyla Ernst kadar faydalı olamayacak gibi duruyor.

Matteo Ferrari (Genoa -> Beşiktaş) : Bence çok önemli transfer. Defans oyuncusu ve İtalyan. Daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı.

Burak Yılmaz (Fenerbahçe -> Eskişehirspor) : Daum'un en sevdiğim özelliği takıma katkı sağlamayacak adamları gönderip, kadroda gereksiz bir şişkinlik yaratmaması. İlk geldiğinde de Hakan Bayraktar, Erhan Albayrak gibi adamları göndermişti. Ali Bilgin'i nasıl es geçti onu anlayamadım.

Ümit Karan (Galatasaray -> Eskişehirspor) : Birkaç kere keşke Fener'e gelse dedirtmişti bana Ümit Karan. Kısa süreli Ankaraspor macerasını hatırlıyorum da Eskişehir'de iş yapar gibi geliyor bana.

Mehmet Topuz (Kayserispor -> Fenerbahçe) : Tabata için söylediklerimin aynısı Mehmet Topuz için de geçerli. Faydalı olsa da olmasa da değerinin çok üzerinde bir bedel ödenerek yapılmış bir transfer.

Bilica (Sivasspor -> Fenerbahçe) : Geçen sezon ligde en beğendiğim defans oyuncusuydu. Ancak 31 yaşında olması, yabancı olması ve Lugano ile birbirlerini tamamlamamaları gibi nedenlerden dolayı doğru transfer olduğunu söylemek zor.

Andre Santos (Corinthians -> Fenerbahçe) : Çok doğru bir transfer. Elano ve Andre Santos hakkında blogda bir şeyler yazmıştık. Andre Santos, şu ana kadar kaliteli bir futbolcu olduğunu gösteri. 2010'da Brezilya formasıyla Güney Afrika'da olmak istediğinden bu sezon kötü oynama lüksü yok. Fenerbahçe'ye bu sezon büyük katkısı olur. Dünya Kupası'nda dikkat çekici bir performans gösterirse Fenerbahçe'ye baya bir para kazandırır.

Cristian Oliveira (Corinthians -> Fenerbahçe) : Mevkisi itibariyle henüz net bir şey söylemek için çok erken ama Maldonado ve Josico'dan iyi olduğu ortada. Aurelio gibi zaman zaman ileri çıkarak hücuma katkıda bulunacak gibi görünüyor.

Özer Hurmacı (Ankaraspor -> Fenerbahçe) : Onun da bonservis bedeli çok fazla. Kalitesinden şüphem yok ancak kadroda yer bulmak istiyorsa çok çalışmalı. Özer'in en büyük şansı Aykut Kocaman'ın sportif direktör olması. Aykut'un yol göstereciliğinde Özer, Fenerbahçe'ye katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Elano Blumer (Manchester City -> Galatasaray) : Andre Santos için söylediklerim onun için de geçerli. Bu sezon başarılı olamama gibi bir lüksü yok. Galatasaray'a büyük katkı yapacaktır.

Gökhan Zan (Beşiktaş -> Galatasaray) : Bonservis bedeli ödemeden milli bir futbolcuyu transfer eden bir takıma kötü transfer yaptınız demek haksızlık olur. Ama bence Gökhan Zan, Galatasaray'ın 11'ini hak eden bir futbolcu değil.

Abdul Kader Keita (Lyon -> Galatasaray) : Takımın sisteminin gerektirdiği ve ihtiyaç duyulan bir mevkiye yapıldığı için başarılı olsa da olamasa da bence çok doğru transfer. Zaten başarılı olmaması zor gibi görünüyor.

Herve Tum (Sivasspor -> İstanbul B.B.) : Tıpkı Balili gibi Sivasspor için önemli bir kayıp. Belediye'ye büyük katkı yapar diye düşünüyorum.

Taner Gülleri (Kocaelispor -> İstanbul B.B.) : Bedelsiz alınması ve geçen sezonki futboluna bakınca ilerleyen yaşına rağmen çok iyi transfer.

Isaac Promise (Trabzonspor -> Manisaspor) : Sürati ve son vuruşlardaki başarı oranının düşüklüğü ile bana Youla'yı hatırlatan bir oyuncu. Ama yine de Manisaspor'a katkı sağlayacaktır.

Ersen Martin (Recreativo -> Sivasspor) : Elde Mehmet Yıldız gibi bir futbolcu varken ne kadar doğru bir transfer olduğu tartışılır. Hoş, Mehmet Yıldız'ın oynamadığı dönemde de takıma pek bir katkısı olduğu söylenemez.

Engin Baytar (Gençlerbirliği -> Trabzonspor) : Bana göre Trabzonspor'un bu sezon yaptığı en iyi transfer.

Transferler Üzerine Kısa Kısa Yazı Dizisi

Thunderball

Bond serisinin 4. filmi, ikinci ve üçüncü filmlerin verdiği tadı veremiyor. İlk 3 filmdeki son derece orjinal ve başarılı kötü karakterlerden sonra bu filmdeki kötü karakter, SPECTRE'ın 2 numaralı adamı olmasına rağmen zayıf kalıyor. Aksiyon sahnelerinin ise tamamına yakını suyun altında geçiyor. Belki beğeneni vardır ama benim hoşuma gitmedi bu durum. Sonuç olarak filmi pek beğenmedim.

Efsane Goller #11

Serinin 11. golü tüm zamanların en iyi futbolcularından biri olan Cezayir asıllı Fransız yıldız Zinedine Zidane'dan.

Tarih 15 Mayıs 2002. Real Madrid, Şampiyonlar Ligi finalinde sezonun flaş ekibi Bayer Leverkusen'le karşılaşıyor. Bu maçın bizim açımızdan önemli tarafı bir Türk'ün (Yıldıray Baştürk) oynadığı ilk (ve halen tek) Şampiyonlar Ligi finali olması. Hal böyle olunca Bayer Leverkusen'e destek veriliyor.

Karşılıklı atılan gollerle (Raul ve Lucio) ilk yarı 1-1 bitecek derken sol taraftan atağa destek veren Roberto Carlos, ceza sahası çizgisinin üzerinde bulunan Zidane'a ortalıyor. Ancak Carlos, topu o kadar yukarı dikiyor ki Zidane'ın topa vurmadan önce sol ayağını hazırlayışını bile rahatlıkla izleyebiliyoruz. Zidane sol ayağını hazırlayıp nefis bir voleyle Real Madrid'i 2-1 öne geçiriyor. Maçın sonucunu belirlleyen bu gol Zidane'a kariyerinin ilk Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu getiriyor. Fotoğrafta arka planda yer alan Ballack ise ileride 3 büyük final daha kaybedecek.

Bu golü canlı izleme fırsatım olmamıştı. Zira maçın oynandığı gün çocuk yaşta girip 7 yılımı geçirdiğim, denize sıfır okulumda (60. Yıl Anadolu Lisesi) kep törenim vardı. Ertesi gün maçı izlediğimde ise her ne kadar Yıldıray için üzülsem de Zidane'a da helal olsun, yakışır sana demeyi ihmal etmedim.



Efsane Goller Yazı Dizisi
Blog Widget by LinkWithin