Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2010 Pazar

Değerlendirme 2

Dünya Kupası'yla ilgili değerlendirmelere kaldığımız yerden devam edelim. Tam da bu yazıyı yazmak için blog'u açmışken kadim dostum mortello'nun bir önceki değerlendirme yazısına yaptığı yorumu okudum. O yorumdan yola çıkarak başlayalım yazıya:

Turnuvanın sürprizi : Thomas Muller (Almanya)

Turnuvanın hakemi : Ravshan Irmatov (Özbekistan) - Açılış maçı, Arjantin - Almanya çeyrek finali ve Uruguay - Hollanda yarı finali de dahil olmak üzere tam 5 maç yönetti. Henüz 33 yaşında ve görev aldığı kritik maçlarda skora doğrudan etki edecek hiçbir hata yapmamasının yanısıra pozisyonlara hep yakın olması da dikkat çekiciydi. Şahsi fikrim final maçını yöneten Howard Webb'den çok daha iyi bir hakem olduğu, ancak yaşı ve ülkesinden dolayı FIFA onu final maçına vermeye cesaret edemedi.

Turnuvann golü : Giovanni Van Bronckhorst (Hollanda) - Hollanda kaptanın Uruguay ile oynanan yarı final maçında attığı gol turnuvada uzaktan atılan diğer gollerin aksine Jabulani'nin aldığı garip falsolarla ilgisi olmayan çok şık bir goldü ve bana göre turnuvanın en güzel golüydü.

Turnuvanın teknik direktörü : Bert Van Marwijk (Hollanda) - Belki son zamanların en sıkıcı futbol oynayan Hollanda'sını izledik ama kim ne derse desin bu adam yılların kaybedeni Hollanda'yı geçmiştekilerden çok daha zayıf bir kadroyla finale getirmeyi başardı. Hem de bunu yaparken belki büyüleyici futbol oynamayan ama son derece güçlü olan bir Brezilya'yı eledi.

Turnuvanın 11'i :
Kaleci : Iker Casillas (İspanya)
Sağ Bek : Sergio Ramos (İspanya)
Stoper : Carles Puyol (İspanya)
Stoper : Per Mertesacker (Almanya)
Sol Bek : Giovanni Van Bronckhorst (Hollanda)
Orta Saha: Bastian Schweinsteiger (Almanya)
Orta Saha : Andres Iniesta (İspanya)
Orta Saha : Xavi Hernandez (İspanya)
Sağ Açık : Thomas Muller (Almanya)
Sol Açık : David Villa (İspanya)
Forvet : Diego Forlan (Uruguay)

Beğendiğim bazı oyuncuların hatrı kalmasın :) Bir de 2. en iyi 11 yapalım:

Kaleci: Manuel Neuer (Almanya)
Sağ Bek : Philipp Lahm (Almanya)
Stoper: Diego Lugano (Uruguay)
Stoper: Arne Friedrich (Almanya)
Sol Bek : Joan Capdevilla (İspanya)
Orta Saha: Wesley Sneijder (Hollanda)
Orta Saha: Andre Ayew (Gana)
Orta Saha: Mesut Özil (Almanya)
Forvet : Luis Suarez (Uruguay)
Forvet : Miroslav Klose (Almanya)
Forvet: Asamoah Gyan (Gana)

11 Temmuz 2010 Pazar

Son Gün - Değerlendirme 1

Her dünya kupası sırasında, genelde çeyrek final maçları oynanırken içimi bir hüzün kaplamaya başlar. Bitiyor işte derim kendi kendime. Şunun şurasında 3-4 tane maç kaldı ve ben bu keyfi bir kez daha yaşayabilmek için 4 yıl daha yaşlanmak zorundayım, hatta belki de bu keyfi bir daha hiç yaşayamayabilirim. Şu sıralar bir yandan bu hüznü yaşıyorum, bir yandan da sona ermek üzere olan 2010 Dünya Kupası'nın değerlendirmesini yapmaya çalışıyorum. Aklımdan geçenleri blogun okuycularıyla da paylaşmak istedim.

Turnuvanın takımı : Almanya - Finale çıkamayan takım nasıl turnuvanın takımı olur demeyin. Yıllarca turnuvaların en yaşlı kadrosu oldu Alman Milli takımları. Bu kez en genç takımlardan biriydiler ve bize Dünya Kupaları tarihine geçecek 2 tane maç hediye etti bu genç takım. Makine düzeninde işleyen bu takım, İspanya'dan çekinmeseydi bu akşam 1974 finalinin rövanşını izliyor olabilirdik.

Turnuvanın sürpriz takımları : Uruguay ve Gana

Uruguay - Turnuvaya gelirken kimse onlardan yarı finale çıkmalarını beklemiyordu ancak onlar iyi savunmalarıyla eşleşmelerdeki şanslarını da değerlendirerek büyük bir başarıya imza attılar. Bu başarıda Forlan'ın futbolunun ve liderliğinin katkısı çok büyük.

Gana - Asamoah Gyan 120. dakikadakı penaltıyı ağlara gönderebilseydi, Gana Dünya kupaları tarihinde yarı final oynayan ilk Afrika takımı olacaktı. Yarı finalist olamsalar da kupaya damga vurmayı başardılar. Gana'nın turnuvadaki bütün maçlarını izledim ve her seferinde keşke şu takımda Essien de oynayabilseydi dedim kendi kendime.

Bu 2 takıma ayrı bir parantez açmak lazım. Her ikisi de daha ilk maçlarından yukarılara çıkabileceklerinin sinyallerini verdiler. Eşleşme şansaları olmasa bu kadar yukarı çıkamayabilirlerdi belki ama bu onların iyi futbol oynadıkları gerçeğini değiştirmiyor. Bulundukları noktaya gelirken arkadaşlarla girdiğim iddiaları kazanmamı sağladıkları için ayrıca teşekkür ediyorum Uruguay ve Gana'ya.

Turnuvanın yıldızı : David Villa (İspanya) - Açıkçası 1994'teki turnuvaya damga vuran Romario ve Roberto Baggio ya da 2002'de muhteşem bir geri dönüş yapan Ronaldo gibi bir yıldızı olmadı turnuvanın ama illa bir yıldız seçmek gerekirse bence bu adam 2 yıl öncesine göre hücum gücü çok daha zayıflamış olan İspanya'yı finale getiren yolda en önemli katkıyı yapan David Villa'dır. David Villa ile birlikte Diego Forlan ve Bastian Schweinsteiger isimlerini de es geçmemek lazım.

Turnuvada parlayan isim: Thomas Muller (Almanya) - Henüz 20 yaşındaki bu adam hedef santror olmamasına rağmen 5 golle kapattı turnuvayı. İspanya'ya karşı oynayamaması belki de turnuvanın kaderini değiştirdi. Olağanüstü yeteneklere sahip bir oyuncu değil belki ama bir futbolcuda olması gereken her özellik onda yeterince var. Yine bu kategoride de Thomas Muller ile birlikte Mesut Özil, Luis Suarez, kahin ahtapot Paul ve Asamoah Gyan'ın isimlerini sayabiliriz.

Turnuvanın hayal kırıkları : TRT spikerleri, vuvuzela ve Ömer Üründül. Fazla söze gerek yok. Bu 3'lü turnuvanın en güzel maçlarının bile seyir zevkini azalttı malesef.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Futbol Devrimi

Bir önceki postun sonunda sorduğumuz sorunun cevabını aldık. Almanlar üst üste 15. kez dünya kupası çeyrek finalisti oldular. Bununla da yetinmeyip kupa öncesi herkesin favori olarak gördüğü Arjanin'i 4-0 yenerek yarı finale de adlarını yazdırmış oldular. Adamlar yıllardır futbolda hep zirveye oynuyorlar zaten. Futbol devrimi de nereden çıktı diyebilirsiniz. Bana göre bu devrim 2006 yılında Klinsmann'la başladı. Yıllardır hep zirveye oynayan ancak iyi futboldan ziyade maçı sonuna kadar bırakmamasıyla bilinen bir Almanya vardı o yıla kadar. Bu özelliklerinden dolayı da futbolseverler tarafından Latin Amerika ülkeleri ya da Hollanda kadar sempatik bulunmuyorlardı .

1990'da Dünya Şampiyonu, 1996'da Avrupa Şampiyonu olan, 2002 Dünya kupasında final oynayan takımlar da iyi takımlardı, ancak seyir zevki açısından taraftarları tatmin etmediler. Ancak Klinsmann'ın 2006'daki Almanyası turnuva stratejisi açısından adı yıllarca İtalya ile birlikte anılan Almanya'nın imajını düzeltmeye başladı. 2006'da hücumu düşünen kanat organizasyonları yapan bu bambaşka Almanya'nın, yıllardır oynadığı defansif futbol konusunda devrim yapmaya niyeti olmayan İtalya'ya elenmesi ise kaderin bir cilvesi olsa gerek.

2 yıl sonra Avrupa Şampiyonası'nda benzer bir Almanya vardı. Çeyrek finalde Portekiz'i yarı finalde milli takımımızı 3-2'lik skorlarla geçtiler, finalde ise tıpkı kendileri gibi takım olmayı başarabilmiş İspanya'ya boyun eğdiler.

2006'dan bu yana çok da fazla değişikliğe uğramayan kadroları artık tam bir makine düzeninde işliyor. Bu sayede bireysel olarak bakıldığında belki de hiçbiri mevkilerinde Dünya'nın en iyileri arasında sayılmayan bu adamlar önce İngilizler'i ardından da Arjantin'i 4 golle geçtiler. Eğer muhtemel yarı final ve final rakipleri olan İspanya ve Hollanda'yı geçip kupayı alırlarsa bence Dünya kupaları tarihinin en etkileyici performansına imza atmış olurlar.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Avrupa'nın Çöküşü Mü?

İkinci tura çıkan 6 avrupa takımının birbirleriyle eşleşmeleri sonucu çeyrek finalde 3 Avrupa takımının olacağı kesinleşti. Avrupa takımlarının genel performansı açısından sadece 4 Avrupa takımın katılabildiği ilk dünya kupasından bu yana en kötü sonuç bu. Önceki dünya kupaları ve çeyrek finale gelebilen Avrupa takımlarının sayısı ise şöyle:

2006: 6 (İtalya, Fransa, Almanya, Portekiz, Ukrayna, İngiltere)
2002: 4 (Almanya, Türkiye, İngiltere, İspanya)
1998: 6 (Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İtalya, Danimarka, Almanya)
1994: 7 (İtalya, İsveç, Bulgaristan, Hollanda, İspanya, Romanya, Almanya)
1990: 6 (Almanya, İtalya, İngiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya, İrlanda)
1986: 5 (Almanya, Fransa, Belçika, İngiltere, İspanya)
1982: 7 (İtalya, Almanya, Polonya, Fransa, İngiltere, Sovyetler Birliği, Avusturya)
1978: 5 (Hollanda, İtalya, Almanya, Polonya, Avusturya)
1974: 6 (Almanya, Hollanda, Polonya, Doğu Almanya, İsveç, Yugoslavya)
1970: 4 (İtalya, Almanya, İngiltere, Sovyetler Birliği)
1966: 5 (İngiltere, Almanya, Portekiz, Sovyetler Birliği, Macaristan)
1962: 6 (Çekoslovakya, Yugoslavya, Macaristan, Almanya, İngiltere, Sovyetler Birliği)
1958: 7 (İsveç, Almanya, Fransa, Galler, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Kuzey İrlanda)
1954: 6 (Almanya, Macaristan, Avusturya, Yugoslavya, İsviçre, İngiltere)
1950: 5 (İsveç, İspanya, Yugoslavya, İngiltere, İtalya)
1938: 6 (İtalya, Macaristan, İsveç, Fransa, İsviçre, Çekoslovakya)
1934: 8 (İtalya, Çekoslovakya, Almanya, Avusturya, İspanya, İsviçre, İsveç, Macaristan)
1930: 2 (Yugoslavya, Romanya)

Not: Gruplardan doğrudan yarı finallere geçilen kupalarda grup ikincileri çeyrek finalist olarak kabul edilmiştir.

Bu arada istatistikleri incelerken Almanya'nın futbolda istikrarın ne demek olduğunu göstediği de ortaya çıkıyor. Son 14 dünya kupasında çeyrek finale gelmeyi başarabilmişler. Bakalım İngiltere'yi eleyip üst üste 15. kez çeyrek finale adlarını yazdırabilecekler mi?

4 Mart 2010 Perşembe

100 Günden Az Kaldı

2010 Dünya Kupası'nın başlamasına 100 günden az bir zaman kala bizim gibi bu oyuna aşık olanların kanları şimdiden daha hızlı akmaya başladı. Eskisi kadar vakit bulamasam da takımları takip etmeye çalışıyorum. Bugün kısaca önemli takımlara değinmek istiyorum. Fırsat buldukça bu takımları ayrıntılı olarak incelemeye çalışacağım.

Bana göre 4 takım favori olarak dikkat çekiyor. Bunlardan en önemlisi son Avrupa şampiyonu İspanya. Son 3 yıldır her maçlarında sistemlerinin tıkır tıkır işlediğini görüyoruz. Tarihleri boyunca Dünya Kupaları'nda ilk 3 yüzü görmemiş İspanyollar bu kez kupaya belki de 1 numaralı favori olarak gidecekler.

Bir başka favori de Arjantin. Arjantin'in en büyük kozu tabi ki Messi. Her geçen gün futbolunu geliştiren ve 1. sınıf bir golcü olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Higuain de kupaya damga vuracak oyunculardan biri olabilir. Zaafları ise Maradona bence. Bunu Maradona'nın futboluna tapan biri olarak söylüyorum.

Diğer bir favori aslında katıldığı her tunuvanın favorisi olan Brezilya. 4 yıl önce 1 numaralı favori olarak kupayı alamamanın getirdiği hırs ve istek en önemli avantajları olacak gibi görünüyor.

Son favori ise İngiltere. 1966 dışında hiçbir zaman büyük turnuvalarda final dahi oynayamayan İngilizler bu kez gerçekten çok güçlü. En önemli avantajları orta sahaları, Capello ve bu yıl çok formda olan Rooney.

Bu 4 takım dışında her zaman turnuva takımı olduklarını gösteren Almanya ve İtalya yine yukarılara çıkabilirler belki ama ben kupayı alabileceklerine inanmıyorum. Fransa'nın ise Zidane olamdan ne kadar sıradan bir takım olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz. Hollanda'nın kadrosu her zamanki gibi güçlü ama sonunu getirme konusundaki zaafları devam eder diye tahmin ediyorum.

Sürpriz takım konusunda ise henüz net bir fikir yok kafamda. 1998'de sürpriz takımım Hırvatistan'dı tutturmuştum. 2002'de ise Kamerun'du tutturamamıştım. 2006'da sürpriz takım bulamamıştım. Bakalım bu kez bulabilecek miyim?

3 Eylül 2009 Perşembe

Efsane Goller #15

Serinin 15. golü futbol tarihinin belki de en medyatik futbolcusu olan David Beckham'dan.

Tarih 6 Ekim 2001. Liderlik için Almanya ile çekişen İngiltere 2002 Dünya Kupası elemelerinde gruptaki son maçında evinde Yunanistan'ı konuk ediyor. Almanya'nın son maçında Finlandiya ile berabere kalmasıyla İngiltere'ye liderlik için evinde Yunanistan karşısında beraberlik yetecek ama grupta hiçbir iddiası olmayan Yunanistan 90. dakikaya 2-1 önde giriyor. 3 yıl önce Dünya Kupası'nda Arjantin'e karşı gördüğü kırmızı kart ve takımın o maçta elenmesi nedeniyle taraftarın öfkeli olduğu Beckham kayıp zamanda kazanılan serbest vuruşta topun başına geçiyor. Çok iyi kullandığı sağ ayağıyla topu barajın üzerinden kalecinin uzanamayacağı köşeye gönderen Beckham, İngiltere'nin Dünya Kupası bileti almasını sağlamakla kalmıyor kendisini de taraftara affettirmiş oluyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Gereksiz Bilgiler #9

Seri Penaltılar:

Profesyonel futbolda ilk kez 1-1 biten Manchester United - Hull City maçının ardından seri penaltı atışları yapıldı. Manchester United'lı Denis Law, seri penaltılarda penaltı kaçıran ilk futbolcu olarak tarihe geçti ama Manchester United 4-3 ile üstünlük sağladı.

Büyük turnuvalarda ise ilk kez 1972 Asya Kupası'nda Güney Kore ile Tayland arasındaki yarı final maçında seri penaltılara geçildi.

Avrupa Şampiyonaları'nda ilk kez Almanya ile Çekoslovakya arasında oynanan 1976 Avrupa Şampiyonası finalinde seri penaltılara geçildi. Çekoslovakya, Panenka'nın unutulmaz penaltısıyla Avrupa Şampiyonu oldu.

Dünya Kupaları'nda ilk kez Almanya ile Fransa arasında oynanan 1982 Dünya Kupası yarı final maçında seri penaltılara geçildi. Penaltılar sonunda Almanya finale çıkan taraf oldu.

Gereksiz Bilgiler Yazı Dizisi

Gereksiz Bilgiler #8

Kalecilerin gol yememe serileri:

Milli takım formasıyla en uzun süre gol yemeyen kaleci İtalyan Dino Zoff'tur. Zoff, 1972 - 1974 yılları arasında milli takım formasıyla 1142 dakika kalesini gole kapamıştır. Zoff'un serisine 1974 Dünya Kupası'nda Haiti'li Emmanuel Sanon son vermiştir.

Bundesliga'da en uzun süre gol yemeyen kaleci Oliver Kahn'dır. Kahn, 2002/2003 sezonunda 737 dakika boyunca kalesini gole kapamıştır.

Dünya Kupaları'nda en uzun süre gol yemeyen kaleci yine bir İtalyan olan Walter Zenga'dır. Zenga 1990 Dünya Kupası'nda 517 dakika boyunca kalesini gole kapamıştır. Zenga'nın serisine turnuvanın yarı final karşılaşmasında Arjantin'li Caniggia son vermiştir.

Profesyonel futbolda en uzun süre gol yemeyen kaleci ise Vasco De Gama'nın Brezilyalı kalecisi Geraldo Pereira'dır. Pereira, 1816 dakika boyunca kalesini gole kapamıştır.

Gereksiz Bilgiler Yazı Dizisi

Andre Santos ve Elano

Sakatlık ya da herhangi bir talihsizlik yaşamamaları halinde bu futbolcuların bu sezona damga vurmaması sürpriz olur. Her ikisi de şu anda Brezilya milli takımının futbolcusu ve kim ne derse desin bu adamların kafalarındaki en önemli şey 2010 Dünya Kupası'nda milli formayı giymek. Hedef Brezilya Milli takımının bir parçası olmak olunca, rekabetin ne kadar fazla olduğunu çok iyi bilen bu iki futbolcu bu sezon limitlerini zorlamaları gerektiğinin farkındalar. Daha ilk haftalardan attıkları gollerle de bize keyifli dakikalar yaşatmaya başladılar.

21 Ağustos 2009 Cuma

Efsane Goller #5

Serinin 5. golü Liverpool'dan ayrıldığı günden beri yüzü bir türlü gülmeyen Michael Owen'dan.

Tarih 30 Haziran 1998. Fransa 98'in 2. tur karşılaşmasında ezeli rakipler Arjantin ve İngiltere karşılaşıyor. Maçın başlarında iki efsanevi oyuncudan (Alan Shearer ve Gabriel Batistuta) gelen karşılıklı penaltı golleriyle durum 1-1. 1986'daki unutulmaz maçın rövanşını almak isteyen İngilizler'in gözbebeği ise henüz sadece 18 yaşındaki Michael Owen. Owen, 16. dakikada orta yuvarlağın rakip yarı alana bakan diliminde (hep bu tabiri kullanmak istemişimdir) kendisine atılan topu, son derece estetik bir şekilde topuğuyla önüne alıp ilerliyor, topu sağa çekerek önündeki Arjantinli'den sıyrılıyor ve topu kalecinin sağından 90'a gönderiyor Ancak bu unutulmaz gol de İngilizler'in Arjantin karşısındaki makus talihini yenmesi için yeterli olmuyor. Şık bir serbest vuruş organizasyonu ile beraberliği sağlayan Arjantin penaltılarla maçı kazanarak çeyrek finale çıkan taraf oluyor.



Efsane Goller Yazı Dizisi

18 Ağustos 2009 Salı

Efsane Goller #3

Serinin 3. golü Türkiye'de 3. sezonunu geçiren futbol tarihinin en iyi sol beki Roberto Carlos'tan.

Tarih 3 Haziran 1997. Fransa 98 hazırlıkları kapsamında düzenlenen Tournoi de France'ın açılış maçında evsahibi Fransa, son dünya şampiyonu Brezilya ile karşılıyor. (Bu 2 takımın 1 yıl sonra bu turnuva ile hazırlanmaya çalıştıkları Dünya Kupası'nın finalinde de karşı karşıya geldiklerini hatırlatmama gerek yok sanırım). Tournoi de France, Fransa, İngiltere, Brezilya ve İtalya arasında lig usulü oynanan bir turnuva da olsa sonuçta bir hazırlık turnuvasıydı. Bu yüzden bugün birçok kişi bu turnuvanın adını bile hatırlamıyor olabilir ama açılış maçının 21. dakikasında Roberto Carlos'un kullandığı frikikte auta gidecekken bir anda falso alıp da ağlara giden topu ve Barthez'in şaşkın bakışları hala hepimizin hafızalarında.

Videoyu izleyen Winning Eleven sevdalıları, nostaljik anlar yaşayabilirler. Uyarmadı demeyin.



Efsane Goller Yazı Dizisi

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Efsane Goller #2

Serinin 2. Golü Türk futbol tarihinin en yetenekli forvetlerinden biri olmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı futbol kariyeri erken biten Oktay Derelioğlu'ndan.

Tarih 30 Nisan 1997. 1998 Dünya Kupası elemelerinde Belçika ile karşılaşıyoruz. Belçika'daki maçta 2-1 kaybetmiş olmamıza rağmen sadece 4 hafta önce Bursa'da Dünya devi Hollanda'yı 1-0 yenmiş olmanın morali ile çıkıyoruz Ali Sami Yen'e. Hedef 44 yıl sonra Dünya Kupası'na katılmak. Ama olmuyor, işler istediğimiz gibi gitmiyor. O ana kadar pek de tanımadığımız Brezilya asıllı Luis Oliveira diye bir adam 2 tane gol gönderiyor kalemize. Takım 2-0 geride, sinirler gergin. Hatta maçı anlatan İlker Yasin bir noktadan sonra patlıyor: "Evet sayin seyirciler elin zencisi, elin arabi golleri atıyor bizim Hakan'imiz bizim Oktay'imiz uyuyor". Ancak Oktay bu lafı duymuşçasına öyle bir coşuyor ki orta sahanın sağında aldığı topla başlıyor çalımları atmaya. 1-2-3 değil tam 5 adamı geçiyor. Hatta ilk geçtiği adamı 2 kez ekarte ettiğini de göz önünde bulundurursak 6 müthiş çalım atıp golünü kaydediyor. Eurosport'un ayın golü seçtiği bu mükemmel gol bizi yenilgiden kurtaramıyor maalesef. Son dakikalarda Oliveira bir gol daha atıp hat-trick yapıyor ve maçı 3-1 kaybediyoruz. Bu mağlubiyet (Hollanda'yı yenmemize rağmen) Dünya kupasına gidememize neden oluyor. Maçtan sonra da unutulmaz bir olay yaşanıyor. Amigo Orhan kameraların önünde teknik direktör Mustafa Denizli'ye uçan kafa atarak aynı gece içerisinde biz futbolseverlere ömrümüz boyunca aklımızdan çıkmayacak ikinci kareyi hediye ediyor.






Efsane Goller Yazı Dizisi

Olimpik Gol

Emre, bugün oynanan Sivasspor maçında kornerden direk kaleye bir gol attı. Bu tip goller için yabancılar "Olympic Goal" ifadesini kullanıyor. Bu tabirin hikayesi ise 1924 Olimpiyatlarına dayanıyor. Olimpiyat Oyunları kapsamında 2 Ekim 1924'te Uruguay'la Arjantin karşılaşıyor. Arjantin'li Cesareo Onzari kornerden direk kaleye bir gol atıyor ve Arjantin maçı 2-1 kazanıyor. Böylece kornerden atılan goller olimpik gol olarak anılmaya başlanıyor. Dünya kupaları tarihindeki tek olimpik golü ise Kolombiyalı Marcos Coll, efsanevi kaleci Lev Yashin'e atıyor.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Renkli Kupa

Günümüzde milli takım formaları oldukça sade ama 15 yıl önce (oha o kadar oldu mu ya) bu kadar da sade değildi. Fotoğraflar benim en sevdiğim kupa olan 1994 Dünya Kupası'ndan. Değişmez favorim Campos ve kendi tasarladığı formalar. Aslında daha ilginç formalar da vardı ama hepsini bulamadım. Katkı yapmak isteyen olursa sevinirim.










25 Temmuz 2009 Cumartesi

1930 Dünya Kupası

Son iki olimpiyatı şampiyon olarak tamamlayan Uruguay’ın ev sahipliğinde gerçekleşen ilk dünya kupası. Bağımsızlığının yüzüncü yılını kutlayan Uruguay, turnuva için yaptırdığı stadyuma Centenario (yüzyıl) adını verdi. Bu turnuva, katılım için eleme maçı oynamaya gerek olmayan tek dünya kupasıydı. Ayrıca tüm maçların aynı şehirde (Montevideo) oynandığı tek dünya kupasıydı. İlk dünya kupası olduğu için haliyle bir çok ilk de bu kupada gerçekleşti. Kupa tarihinin ilk golü, ülkesinin Meksika’yı 4-1 yendiği maçta Fransız Lucien Laurent'den geldi.

Sarı ve kırmızı kart 40 yıl sonra uygulamaya koyulacaktı ancak o yıllarda da hakemler, futbolcuları oyundan atabiliyorlardı. Peru'lu Placindo Galindo da Romanya maçında kupa tarihinin oyundan atılan ilk futbolcusu oldu. Kupa tarihindeki ilk penaltı golünü Meksika'lı Manuel Rosas, Arjantin kalecisi Angelo Bossio'ya attı.

Bert Patenaude, ABD'nin Paraguay'ı yendiği maçta kupa tarihinin ilk hat-trickini yaptı. ancak bu unvanı alması 76 yıl sürdü. 2006'ya kadar FIFA ilk hat trick olarak Patenaude'den 2 gün sonra hat trick yapan Arjantin'li Guillermo Stabile'nin hat trickini kabul ediyordu. Bunun nedeni Patenaude'ın gollerinden birinin takım arkadaşı Tom Florie'ye yazılmasıydı, ancak FIFA 2006 yılında bu golün Patenaude'a ait olduğunu kabul etti.

İlk grupta Arjantin’in Fransa’yı 1-0 yendiği maçı, hakem Almeida Rego yanlışlıkla erken bitirmiş, Fransız oyuncuların itirazları üzerine Arjantinli oyuncular duştan gelip kalan 6 dakikayı oynamış ancak skor değişmemişti. Yine bu gruptaki Arjantin Şili maçı turnuva tarihinin en genç 2 teknik direktörü olan 27 yaşındaki Juan Jose Tramutola ile 29 yaşındaki Gyorgi Orth'i karşı karşıya getirmişti. Şili'yi de 3-1 yenen Arjantin grubu lider tamamlamış ve yarı finale çıkmayı başarmıştı.

Ev sahibi Uruguay’ın grubunda oynanan ve yalnızca 300 kişinin izlediği Romanya Peru maçı ise dünya kupaları tarihinin en az seyircili maçı oldu. Hem Romanya'yı hem de Peru'yu yenen ev sahibi Uruguay grubu lider tamamladı ve yarı finalist oldu.

Yarı finallerde Arjantin ABD’yi Uruguay da Yugoslavya’yı aynı skorla 6-1 yenerek finale çıktı. Final 2 yıl önceki olimpiyat finalinin rövanşı olacaktı. Final maçında iki takım da kendi toplarının kullanılmasını istedi. Arjantin, kendi topuyla oynanan ilk yarıyı 2-1 önde tamamladı, Arjantin'in 2. golünü kaydeden Guillermo Stabile, turnuvayı da 8 golle gol kralı olarak tamamlayacaktı. Uruguay’ın topuyla oynanan ikinci yarıda ise ev sahibi takım 3 gol atarak maçı 4-2 kazandı ve Fransız heykeltraş Abel Lafleur tarafından tasarlanan kupayı müzesine götüren ilk takım oldu. Bu büyük başarının ardından, final maçının ertesi günü olan 31 temmuz Uruguay’da resmi tatil ilan edilecekti.

Dünya Kupası Yazı Dizisi

24 Temmuz 2009 Cuma

1934 Dünya Kupası


Bu turnuva Avrupa'da gerçekleştirilen ilk dünya kupasıdır. Aynı zamanda takımların katılmak için eleme maçı oynadıkları ilk turnuvadır. Hatta ev sahibi İtalya bile turnuvaya katılmak için Yunanistan ile eleme maçında karşılaşmış ve ilk maçı 4-0 kazandıktan sonra Yunanistan'ın çekilmesi üzerine finallere katılmaya hak kazanmıştır. Bir sonraki turnuvadan itibaren ev sahibi takımın doğrudan katılması kuralı koyulmuş ve İtalya kupa tarihinin eleme maçı oynayan tek ev sahibi olmuştur.

Son şampiyon Uruguay, kendi ülkesinde düzenlenen ilk dünya kupasına katılmayan Avrupa takımlarını protesto etmek amacıyla bu turnuvaya katılmadı ve bir sonraki turnuvaya katılmayan tek son şampiyon olarak tarihe geçti. Arjantin ve Brezilya ise B takımlarını göndererek daha yumuşak bir protesto gerçekleştirdiler.

Meksika, Kübayı eleyip finallere katılmaya hak kazanmıştı. Ancak ABD de son anda başvuruda bulundu. Böylece turnuvanın başlamasına 3 gün kala Roma'da ABD ve Meksika eleme maçı oynadılar. Maçı ABD kazandı. Böylece Meksika finallere katılamadan, o kadar yolu boşu boşuna gelmiş olarak geri dönmek zorunda kaldı. Bileti son anda Meksika'nın elinden kapan ABD ise ilk maçında ev sahibi İtalya'ya 7-1 yenilerek elendi. ABD'nin tek golünü atan Aldo Donelli aynı zamanda ünlü bir amerikan futbolu oyuncusuydu. İtalya ise daha sonra İspanya ve Avusturya'yı da eleyerek finale çıkmayı başardı.

Mısır, turnuvaya katılarak dünya kupasına katılan ilk Afrika takımı oldu. Bir Afrika takımının dünya kupasında maç kazanmasına ise henüz 44 yıl vardı.

Turnuvayı 7 golle gol kralı olarak tamamlayan Oldrich Nejedly'nin forma giydiği Çekoslovakya, Romanya, İsviçre ve Almanya'yı eleyerek finalde İtalya'nın rakibi oldu. 4 yıl önce Arjantin formasıyla final maçına çıkan Luis Monti, aradan geçen sürede İtalyan vatandaşlığına geçmişti ve bu kez İtalya formasıyla dünya kupası finaline çıkıyordu. Monti, kupa tarihinde 2 ayrı takımla final oynayan tek futbolcu. İki takımın da kaptanlarının kaleciler olduğu tek final maçını 2-1 kazanan ev sahibi İtalya böylece ilk dünya şampiyonluğunu kazanmış oldu.

Dünya Kupası Yazı Dizisi

22 Temmuz 2009 Çarşamba

1938 Dünya Kupası

Son şampiyonun ve ev sahibinin doğrudan katıldığı ilk dünya kupasıdır. Ev sahibi takımın turnuvaya doğrudan katılması kuralı halen uygulanıyor, son şampiyonun doğrudan katılması kuralı ise 2002 Kore Japonya Dünya Kupası’na kadar uygulandı. 2002’nin şampiyonu Brezilya ise 2006 Almanya Dünya Kupası için eleme oynamak zorunda kaldı.

Ev sahibi olmayı bekleyen Arjantin turnuva üst üste ikinci kez bir Avrupa ülkesine verilince elemlere katılmayarak durumu protesto etti. Uruguay da kendi evinde düzenlenen ilk Dünya Kupası'na katılmayı reddeden Avrupa takımlarını protestoya devam edip İtalya'dan sonra Fransa'ya da gelmedi. Avusturya ise turnuvaya katılmaya hak kazanmasına rağmen Hitler tarafından işgal edilince turnuvadan çekilmek zorunda kaldı. Bu nedenle turnuva 16 yerine 15 takımla düzenlendi.

Turnuva, grup aşamasının yer almadığı son kupaydı. Doğrudan eleme maçları yapıldı. İlk kez katılan takımlar Küba, Endonezya (o zamanki adıyla Dutch East Indies), Norveç ve Polonya idi. Bu takımlardan sadece Küba, ilk turu geçti. Avusturya katılmadığı için ilk turu doğrudan geçen İsveç çeyrek finalde de zayıf Küba’yı 8-0 ile geçip çok kolay bir şekilde yarı finalist oldu, ancak 4. sıra ile yetindi. Polonya ilk turda Brezilya’ya 6-5 mağlup olurken Polonyalı Ernst Wilimovski kupa tarihinde 1 maçta 4 gol atan ilk oyuncu oluyordu. Bu maçta 3 gol atan Brezilya’lı Leonidas ise turnuvayı 7 golle gol kralı olarak tamamlayacaktı.

Final maçı Macaristan’la İtalya’yı karşı karşıya getirdi. İtalya, Macaristan’ı 4-2 yenerek üst üste ikinci şampiyonluğunu alırken Vittorio Pozzo da dünya kupasını 2 kez kazanan ilk teknik direktör oluyordu. Aradan geçen bunca yılda kupayı 2 kez kazanmayı başarabilen başka bir teknik direktör çıkmadı.


Dünya Kupası Yazı Dizisi

21 Temmuz 2009 Salı

1950 Dünya Kupası



Brezilya'nın uzaklığı ve yol masraflarının bütçe için büyük bir külfet olarak görülmesi nedeniyle katılmaya hak kazanmamıza rağmen katılmadığımız dünya kupasıdır. Ayrıca kupanın Jules Rimet Kupası olarak anıldığı ilk turnuvadır. Bunun nedeni o yılın Rimet'nin FIFA başkanı olmasının 25. yıldönümü olmasıdır.

Turnuvadan çekilen tek ülke biz değildik. Hindistan ve İskoçya da çekilmişlerdi. Bu nedenle turnuva 16 yerine 13 takımla oynandı. Hindistan'ın çekilme nedeni FIFA'nın çıplak ayakla oynamalarına izin vermemesiydi. Bazı takımlar ise elemelere dahi katılmadılar. Bu kararlarda 2. Dünya Savaşı’nın etkisi büyüktü. Savaş zaten 1942 ve 1946 yıllarında turnuvanın gerçekleştirilmesine engel olmuştu. Hatta FIFA’ya göre, FIFA ikinci başkanı İtalyan Ottorino Barassi, savaş sırasında kupayı yatağının altındaki bir ayakkabı kutusunda saklamıştı. Bu turnuvada da Almanya savaş dolayısıyla elemelere alınmazken, Rusya, Çekoslovakya ve Macaristan da politik nedenlerden dolayı elemelere katılmadılar.

Turnuvaya ilk kez katılan tek ekip İngiltere'ydi. İlk maçında Şili’yi 2-0 mağlup eden İngiltere’nin ikinci maçında rakibi ABD idi. Daily Mirror, “Amerikalı amatörlere düştük” başlığını attı ama ABD, İngiltere’yi 1-0 yendi. İngiltere, bir sonraki grup maçında bu kez aynı skorla İspanya’ya yenilip elenirken İspanya grup lideri olarak final grubuna kalmayı başarıyordu. Final grubunu 4. ve son sırada tamamlayan İspanya ev sahibi Brezilya’ya 6-1 yenildi. Bu maçta da 1 gol atan Brezilyalı Ademir turnuvayı gol kralı olarak tamamlayacaktı.

Final lig usulü oynandığından turnuvanın gerçek anlamda bir final maçı yoktu. Ancak şampiyonluk şansı devam eden Brezilya ve Uruguay’ın son maçta karşılaşmaları nedeniyle bu maç, turnuvanın final maçı olarak kabul edildi. Brezilya’ya beraberlik yetiyordu, 1-0 öne geçmeyi de başardılar, ancak 2-1 kaybettiler. Bu mağlubiyete ihtimal bile vermeyen tribünlerdeki 200000 Brezilya taraftarı şoktaydı. Maçtan sonra 3 Brezilyalı kalp krizi geçirirken bir kişi de intihar ediyordu.

Dünya Kupası Yazı Dizisi

Bebeto Jr.


Bebeto'nun 1994 Dünya Kupası'nda çeyrek finaldeki Hollanda maçında attığı golden sonra yanına Romario ve Mazinho’yu da alıp kollarını beşik gibi sallayarak gerçekleştirdiği o unutulmaz gol sevinci ile doğumunu kutladığı oğlu Matheus Oliveira, şimdi 15 yaşına gelmiş, Flamengo'nun gençler takımında ve Brezilya 15 Yaş Altı Milli Takımı'nda forma giyiyormuş. Vay be zaman gerçekten de çok çabuk geçiyor. Dün gibi hatırlarım o maçı. Bebeto'dan sonra çok kişi aynı gol sevincini yaptı ama ilkler unutlmaz diye boşuna dememişler, akıllarda hep Bebeto'nun o görüntüsü kaldı.

Matheus'un yanı sıra Romario'nun, o yıl doğan oğlu Romarinho da bugün 15 yaşında ve Vasco de Gama'da oynuyormuş. Mazinho'nun oğlu Thiago Alcantara ise 18 yaşında ve Barcelona B takımı ve İspanya 19 Yaş Altı Milli Takımında forma giyiyormuş.


20 Temmuz 2009 Pazartesi

Yashin Award - 2006


1994 Dünya Kupası'ndan bu yana her dünya kupasında en iyi kaleciye Yashin ödülü verilir. Ödülün sahiplerine kısaca değinmeye devam.

Gianluigi Buffon (İtalya) - Kariyerine 1995'te Parma'da başladı. 6 sezon forma giydiği Parma'da 1999 yılında İtalya Kupası, İtalya Süper Kupası ve UEFA kupasını kazandı. 2001 yılında dünyanın en pahalı kalecisi olarak 52 Milyon Euro'ya Juventus'a transfer oldu. Juventus'la 2 lig, 2 de İtalya Süper Kupası şampiyonluğu yaşadı. İlk kez 1997'de milli takımın kalesine geçti. 1998 Dünya Kupası'nda Pagliuca'nın yedeğiydi. Euro 2000'de sakatlığından dolayı yer alamadı. 2002 ve 2006 Dünya Kupaları ile Euro 2004'te İtalya milli takımının kalesini korudu ve 2006'da Dünya Şampiyonluğu sevincini yaşadı. 2006'da aldığı Yashin Award dışında aldığı bireysel ödüller ise şunlar:

* Bravo Award: 1999
* UEFA Champions League Most Valuable Player: 2003
* UEFA Club Football Awards Best Goalkeeper: 2003
* 2006 FIFA World Cup All-Star Team
* European Footballer of the Year (Silver Ball): 2006
* Serie A Goalkeeper of the Year: 1999, 2001, 2002, 2003, 2005, 2006, 2008
* Onze d'Or (Best Goalkeeper): 2003, 2006
* UEFA Team of the Year: 2003, 2004, 2006
* FIFPro World XI: 2006, 2007
* IFFHS Best Goalkeeper: 2003, 2004, 2006, 2007
* UEFA Euro 2008 Team of the Tournament

Yashin Award Yazı Dizisi
Blog Widget by LinkWithin